Bu mu avrupa ?
Vatan · 2 Aralık 2005
Felaket tellallığı yapmak istemiyorum. AB üyeliğinin Türkiye’yi çağdaş uygarlık ve demokraside istikrara taşıyacağına inandım, bu inancı da savundum. Çünkü Avrupa Birliği, bence insanlık tarihinin en büyük barış projesidir. Zaten AB üyeliği de, son elli yıldır ne özgün, ne de ulusal bir proje üretebilen Türkiye’nin siyasal ve sosyal geleceğine dair yegane projesidir.
Türk demokrasi ve ekonomisi, sürekli iniş çıkışlar yüzünden güncele endekslenmiş, günceli kurtarmak aciliyeti yüzünden de bırakın geleceğe değgin hedef saptamak, yarım yüzyıllık bir süreci, yarın ne olacağını öngöremeden geçirmiş, daha doğrusu harcamıştır.
İşte bu yüzdendir ki AB üyeliği, « hedefte istikrar » anlamında da Türkiye’nin 20.yüzyıldan 21.’inciye taşıdığı biricik hayali, emeli, amacıdır.
2005’te başlayacak müzakerelerin, 2006 yılından önce başlamayacağını 2004 yılında yazmış ve doğrulanmış biri olarak, AKP iktidarıyla öpüşüp koklaşan AB’nin, AKP iktidardan inmeden Türkiye’yi üye yazmayacağını, bu yüzden öpüp kokladığını da biliyorum.
Ama müzakere süreci zaten uzun olacak, AKP ya da başka bir iktidar zaten bu süreçte yıpranacak ve fakat önümüzdeki 15 yıllık uyum süreci AB üyeliğinden bile önemlidir, çünkü bu süreçteki kazanımlar ülkemizi zaten «muasır medeniyetler » arasına katacak, diye düşünüyor…dum.
Oysa bugün Türkiye’de, daha müzakerelerin bile başlamadığı AB adına yapılan reformlar, hiç de « medeni » sonuçlar vermediği gibi, bırakın Avrupa’dan ithalini, yerli demokrasi geleneğinden bile geri, ilkel, keyfi bir düzeni, hatta vahşi bir düzensizliği beraberinde getirdi.
Güya yargıda reform yapıldı, AB adaletine, insan haklarına uymak için sürü sepet yasa değişti. Sonuçlara bakar mısınız ?
Bir yanda suçu kanıtlanmamış, dolayısıyla suçsuz olması muhtemel sanıklar, tüm yasal hakları çiğnenerek, tutukluluk tanımının yasal gerekçe ve süreleri keyfi biçimde aşılarak hapiste tutuluyor. Biri hapisanede intihar ediyor, diğeri göz göre göre ölüme terkediliyor.
Öte yanda, « hoca » diye anılan bir sefihin seks, şantaj ve dolandırıcılık üstüne kurulu suçu kanıtlanmış örgütü, dava bilerek istenerek zaman aşımına uğratılıp serbest bırakılıyor.
Bu mudur AB adaleti ? Bu mudur AB’ye yargısal uyum paketi ?
Acaba AB ülkelerinde zaman aşımına uğrayıp düşen kaç dava vardır ? Varsa hangi tür davalardır, yoksa niye zaman aşımına uğramıyor oralarda davalar ?
Kentler kapkaç mafyalarına teslim, gasp ve cinayet suçu işleyen çocuk çeteleri cirit atıyor. Güvenlik güçleri, çeteleri kovalamıyor, suç makinası çocukları tutuklamıyor : AB yasaları böyle, tutuklasak bile nasılsa bırakılacak, diyor. Mersin’de çocuklar taşla sopayla ayaklanıyor, dokunmuyor. Zaten Hizbut Tahrir’cileri de « aralarında çocuklar ve kadınlar var » diye kolluyor. Ama yürüyüş yapan öğretmenleri dövüyor.
Bu mudur AB insan hakları ? AB kriterleri, suç işleyeni mi koruyor ? Namuslu insan hakları yazmıyor mu bizim pakette ?
Çocuklar suç işlemekte serbestse, Fransa varoşları yakan çocukları hangi yasalara dayanarak tutukladı, yargıladı ve cezaevine gönderdi ? AB üyesi değil mi Fransa ?
Basınımızın mutena organlarında, AB « kokoreç »e endeksli olmadığı zamanlar, açıkta satılan balık Kopenhag kriterleri gereği naylon torbaya sokuluyor. Böylece İspanya, İtalya, Fransa pazarlarında apaçık satılan balıklar, AB’li olmuyor. Benim Paris restoranlarında, Madrid « bodega »larında yediğim kokoreçler de herhalde « naylon »dan yapılıyor !
Acaba hangi AB’ye giriyor Türkiye ? Birlikten parçalanmak mı anlamak gerekiyor ? Devamı yarına…
------------------------------------------