Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Habil’ler ve Kabil’ler

Vatan · 6 Aralık 2005

İnsanlık döl, uygarlık kan dökmekle başladı. İlk cinsel birleşmeyi "temel günah", ilk kardeş katlini "kurucu cinayet" olarak anlatan masallar dizisi ise, kültürün temellerini attı.

Tek tanrılı dinler, insanoğlunu Adem ile Havva'nın işlediği günahtan döllediler. İlk kardeş kanını, Habil'i öldüren Kabil'e döktürdüler.

Oysa üç tek tanrılı dinden çok önce de kardeşler kardeşleri boğazlamış, hatta babaları oğullara öldürtmüştü Yunan mitolojisi: Zeus babası Kronos'u katlederek baştanrı olmuş, Kral Oedipus babasını öldürmekle yetinmeyip öz annesiyle "temel günah"ı işlemişti...

Binlerce yıl önce, dün ve bugün de insanlık macerasının "temel günah" ve "kurucu cinayet" parametreleri değişmemiştir.

Tek tanrılı dinler tarihindeki ilk cinayetin, insan uygarlığının başlangıcı olması raslantı değildir: Habil, koyun yetiştirirken göçebeliği, Kabil bağ yetiştirirken tarımı, yani yerleşikliği temsil eder. Kabil'in Habil'i öldürmesi, aslında yerleşik düzenin göçebeliği bitirmesidir. Zaten efsane de Kabil'in cennetin doğusundaki Nud ülkesinde kent kurup, yedi nesle can verdiğini anlatır. Dinler tarihinde yedi nesil, bir halkı ifade eder ve Kabil'in efsanesi, toplum ve kent kurucusu olarak "uygarlığın doğuşu"dur.

Çünkü kentleşmeyle birlikte önce zanaat, ardından zanaata güzellik katan sanat başlar.

Ve felsefe, Kronos'u öldüren Zeus'tan, Habil'i öldüren Kabil'in efsanesine, belki Yunan mitolojisinden bile eski, ama benim bilmediğim versiyonlarıyla insanlık macerasını yeni bir mecraya sürükleyen bu akraba kanı dökücülüğü, "kurucu cinayet" diye tanımlar.

Yeni Nud ülkeleri hep doğusundadır cennetlerin. Kardeş kanları akıtılan cennetin hep "doğu"suna atılır "kurucu cinayet" tohumları ve kanla yazılan yeni düzenler.

Oysa cennet, Nud ülkesinin batısında ve tüm göçler Doğu'dan Batı'yadır...

Türkiye'nin güney doğusunda yıllardır kardeş kanı akıyor, Habil'ler Kabil'ler birbirlerini boğazlıyorlar. Cennet'in yine doğu cenahında yer alan Irak'ta işlenen toplu cinayet, kurucu mu olacak, yıkıcı mı, daha belli değil. Ama bağcı Kabil'den çok göçebe Habil'in mesleğiyle iştigal eden Kürtler, yeni ve yerleşik bir düzende özgün uygarlıklıklarını kuracaklarına inanıyor. Kendisini ulus hisseden her halkın hakkıdır bu inanç. Ancak Irak'ta kurulan yeni düzen, Türkiye'nin güney doğusundaki Kürtlere, PKK'nın cani yıkıcılığını "kurucu cinayet" istemleri olarak yansıtıyor ve her ölümün kinle bilediği ruhlar, bölücübaşı Abdullah Öcalan'ı Kabil sanıyor...

Daha kadının eşitliğini kabullenememiş, "temel günah" sorununu çözememiş, aşiret törelerinden azat olmamış kişiler, AB süreciyle bollaşan demokrasiden, televizyonlarda Türkiye Cumhuriyeti'ne küfretmeyi anlıyor. Ağalar beyler, bağımsızlık istemedikleri en mülayim durumlarında, Türkiye Cumhuriyeti'ne dair "kurucu" statüsüyle, egemenlikte eşit paylaşımlı federasyon falan istiyorlar.

İşte burada duralım, sayın seyirciler.

Çünkü belki artık biz, bu ağalar ve beylerle birlikte yaşamak istemiyoruzdur...

Artık biz bıkmışızdır belki, illaki birlikte yaşamaya çalışmaktan.

Belki sırtımızda taşımaktan yorulmuşuzdur zenginliklerini, belki sömürmekten tükenmişizdir yoksulluklarını. Ama sıtkımız sıyrılmıştır artık belki de, törelerinden, namus cinayetlerinden. Hatta namus anlayışlarından sıkılmışızdır! Çok eşli evliliklerinden, çoğalmak için yapıp sömürdükleri, dilendirdikleri çocuk ordularıyla baş edemiyoruzdur belki artık…

Böyle düşünen Türkler var mıdır, varsa onların da söz hakkı var mıdır acaba Avrupa İnsan Haklarında? Devamı yarına.