Çiftetelli standardı
Vatan · 20 Aralık 2005
Dün gazetelerdeki iki haberi yan yana koyup eğlendim. Birinci haberde Orhan Pamuk davası vardı. Türkiye'de kamuoyu çoğunluğunu sinir eden ve hatta kimilerince vatan haini ilan edilen Pamuk, İngiliz milletvekili Denis MacShane'in kaleminden "Acaba sürgüne mi gitmeliyim?" diye soruyordu.
Öteki haberde ise yine bir yazarın, Tony Angastiniotis'in "Kanın Sesi" adlı kitabında Rumların öldürdüğü Türklerden söz ettiği için Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nde "vatan haini!" ilan edilişi ve ailesiyle KKTC'ye sığınışı anlatılıyordu.
Biz Türkler, Türkleri başka halklardan farklı kılan ve hatta kimseyle karşılaştırılamaz, dolayısıyla örneklenemez özgünlüğü, "Biz bize benzeriz" deyimiyle açıklarız.
Oysa bu iki haber yan yana gelince, Türklerin Türklere değil, her ulus ve ülkede milliyetçilerin milliyetçilere benzediğini, hatta bu tür milliyetçilikte Türklerle Rumların hık deyip birbirlerinin burnundan düştüklerini ortaya koyuyor!
Orhan Pamuk, "Türkler bir milyon Ermeni, otuz bin Kürt öldürdü" dediği için gazaba uğrayıp Türkiye'den göçmeyi düşünüyor. Tony Angastiniotis, Rumlar 126 Türk'ü katletti diye yazdığı için KKTC'ye göçmüş.
Ve AB'ye sorarsanız, Kıbrıs Rum Devleti çoktaaan demokrat bir ülke kabul edildiği için zaten üye, Türkiye de demokrasi yolunda ilerlediği için üyeliğe aday yazıldı. Eee?
Diyelim ki yazar Orhan Pamuk'a açılan dava ve duruşma sırasında yaşanan çirkin arbede, Türkiye'nin henüz "tam" demokrat olamayışına bağlanır. Ya tam demokrat diye AB üyeliğine terfi eden Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nde, yazar Angastiniotis'in yaşamsal kaynaklarının kesilmesi, işinden edilmesi, ülkesini terke zorlanması hangi Kopenhag kriteriyle açıklanabilir?
Demek ki demokrasi, siyasal sistemin unvanı değil; bir düşünce biçimi, toplumsal bir öğrenim, bireysel bir kafa yapısıdır, her şeyden önce. Türkiye'deki Orhan Pamuk davasına demokrasi diye akın edip, KKTC'ye iltica zorunda kalan Tony Angastiniotis vakasını görmezden gelen AB komiserlerine de biraz daha demokrasi tahsili gerekmektedir bence.
Türklerin, Kıbrıslı Rum Tony Angastiniotis'i özgün gerçeğiyle örtüşen tezi savunduğu için bağırlarına basıp, gerçek kabul ettiğine ters düşen soykırım tezini savunduğu için yurttaşı Orhan Pamuk'u korkutarak göçe zorlaması, elbette çifte stardarttır. Ama AB de Orhan Pamuk'a abandığı ve Yücel Aşkın, Tony Angastiniotis ve daha pek çoklarından esirgediği standart dansında zaten şıkır şıkır çiftetelli oynamaktadır.
Oysa Orhan Pamuk'un demokrasi anlayışında tek standart vardır: Kendi çıkarı. Yazarlık yeteneği tartışmasız, ünü dünyayı tutmuş bir yazarın, yaşadığı ülkenin resmi söylemlerine karşı tavır alması hem gereklidir, hem yararlı. İleri sürdüğü bir fikrin doğru olup olmaması önemli değildir. Türkiye "Ermeni soykırımı yok" diyorsa, bir Orhan Pamuk'un "var" demesi, en azından Türk/Ermeni tarihine değin susulanın, konuşulmayanın tartışılmasını sağlar. Ama yalnız Batı'nın ilgilendiği konularda, Batı'nın duymak istediği tezleri ve salt Batı medyalarında dile getirirse, elbette TEK standardı vardır: Batı'ya yaranmak. Bence Orhan Pamuk, yaranmak standardında 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü iddiasıyla kantarın topuzumu kaçırmış, çünkü "Orada mıydın, saydın mı be adam?" sorusuna cevap vermek zorundadır artık. Bir yazarın, ceset saymanlığına soyunması, bence kavramsal bir tez olan "soykırım" iddiasından daha açmazda bırakmıştır kendisini. Ama Orhan Pamuk'un yazarlığına ters orantılı çıkar hesapçılığı, maruz kaldığı medyatik linç girişimini bağışlatmaz. Dava duruşmasındaki barbarlık sahnelerini hiç bağışlatmaz.
Söze söz, yazıya karşı yazıyla mücadele edebilen toplum uygardır. Şiddet, ancak şiddet suçlamasını haklı çıkarır. Türkiye'nin çıkarlarını, lütfen bir yazarın Nobel iştahasına yem olarak sunmayalım.