Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

İznik çinisinden çin granitine

Vatan · 26 Aralık 2005

« Akıllının yönetiminde, iyi çalışılır.

Aptalın yönetiminde, çalışıyor gibi yapılır. »

Alexandre SOLJENİTSİN

Saatin akrebi sabahın birine, Paris metrosunun on dört hattı son seferine yaklaşıyor. Yarı boş vagonun bir koltuğunda, iri yarı bir siyahi uyukluyor. Gözünde kara gözlükleri, yanında kara kılıflı kocaman bir kutu var. Kapılar tıslayarak açılıyor. Elinde saksafonu, beyaz adam içeri giriyor. Her yer bomboş, ama siyah adamın karşısına oturuyor. Başlıyor üflemeye. Stan Gates çalıyor güya. Çok kötü çalıyor, ama bize ne.

Kara gözlüklü siyah adam iyi çekmiş gibi, uyukluyor hala. Saksafoncu iki durak arasında bossanova katlini sürdürüyor.

Derken zıplayıp doğruluyor yerinden iri yarı siyah. Gözlüklerini çıkarıyor ve saksafoncuya : « Yeter ! » diye bağırıyor. « Yeter, kulaklarımı doğradığın ! İşini iyi yap! »

Beyaz adam şaşkınlıkla duraksarken, siyah adam yanındaki kocaman kılıfın fermuarını indirip hırsla, bir kontrbas çıkarıyor, başlıyor aynı bossanova temasını çalmaya. Aletler farklı, ama iki müzisyen arasındaki ustalık farkı da çok açık.

Üç durak üç dakika sonra, siyah kontrbasçıyla beyaz saksafoncuyu metronun derinliklerine uğurluyor gözlerim. Kulaklarımda müzikten çok, zenci müzisyenin beyaz müzisyene verdiği ders : İşini iyi yap !

İstanbul’un Taksim’i 4.Levent’e bağlayan metrosuna her giriş çıkışta da « İşlerini iyi yapmışlar ! » diye düşünüyorum. Altyapısının sağlamlığından kuşkuluyum. Ama bu kısacık metronun üstyapısı, gözümü gönlümü şenlendiriyor. İç mimarisi işlevsel, akılcı, üstelik zevkli. Geniş, ferah durakları süsleyen, zaten metronun bütününe bir kişilik katan, çünkü geçmişten günümüze nasıl bir estetik kültüründen geldiğimizi hatırlatan İznik Vakfı’nın çini panolarını, hem ilgi, hem hayranlıkla seyrediyorum.

Bu seyir içimi rahatlatıyor, umut veriyor bana : Bizim yaşadığımız bu topraklarda insanlar, dünyanın en değerli ve kaliteli çinilerini yapmışlar, eşsiz renkler ve motiflerle olağanüstü bir estetik yaratmışlar. Sonra aynı insanların torunları, dört yüzyıl süreyle unutmuşlar işlerini iyi yapmayı. Çinicilik sanatı yitirildiği gibi, renklerin ve motiflerin öğrettiği estetik kültür de böyle çıkmış hayatımızdan kuşkusuz. Zaten bu estetik kültür hayatımızdan çıktığı için giyim kuşamdan iç mimariye zevksizliğe ve çirkinliğe teslim olmuşuz. Çünkü örnek yok olmuş. Ölçü kaybolmuş.

Ama İznik çiniciliği, unutulduktan dört yüzyıl sonra, « işini iyi yapan » birileri tarafından hatırlanmış. Prof. Dr. Işıl Akbaygil, 1995’ten beri İznik Vakfının başında, kendisi gibi bu işe gönül koymuş bir avuç idealistle, yeniden hayat vermiş tekniği ve estetiğiyle çiniciliğe. Alaşımı unutulan renk formülleri, yeniden bulunmuş. Zamana dayanıklılığın sırrı, yeniden keşfedilmiş.

Ve bugün İznik Vakfının ürettiği çini eserler, gelecek kuşaklara, renk ve desenin geometrik uyumunu, kısaca estetik öğretiyor. Bugün her metroya binişlerinde farkında olmadan o çini panoları seyredenler, yarın farkında olmadan daha zevkli giyinecekler, evlerini daha uyumlu renklerle döşeyecek, hatta tüm sanat eserlerine daha doğru ölçülerden bakabilecekler.

Bu düşüncelerle indiğim Taksim istasyonunda, metronun kusursuz döşeli granit merdivenlerinden çıkıp kendimi İstiklal caddesinin döşeneni şimdiden kırılan, kırılmayanı da zaten döşenemeyen çamur deryasında bulunca, artık alışmış olmam gerekse de şaşırıyorum. Beyoğlu, son beş yılda sözümona döşenen ve sökülen kaldırımları ve Çin granitleri yerine İznik çinileriyle döşense herhalde daha pahalıya patlamaz ve kuşkusuz daha dayanıksız olmazdı ! Devamı yarına.