Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Cahil cesareti

Vatan · 28 Aralık 2005

Bir büyük gazetemiz, benim İstiklal Caddesi'nin her çamur metresini ve çukur karesini, ihalesini verenin de alanın da geçmiş ve gelecek ceddine lanetler yağdırarak aştığım gün muştuluyordu: Caddenin zemini 8 santim kalınlığında, daha ucuz olduğu için Çin'den ithal edilen renkli granit taşlarıyla kaplanıyormuş da, Başkan Kadir Topbaş söz vermiş de, İstiklal Caddesi yılbaşına tamammış…

Türkiye'de basın ne zamandan beri irtifa kaybediyor, biliyor musunuz? Genel Yayın Yönetmenleri suikast korkusundan arabasız korumasız yollarda yürümeyeli, halkın arasına karışmayalı… Ve genel yayın yönetmeninin adım atmadığı bölgelere ilişkin haberleri de muhabirler oturduğu yerden sallayalı beri medya kopuk ülke gerçeklerinden!

Gözlerimle görmesem, inanacağım. Ne tamammış? Nasıl tamammış?

Caddenin "tamamlanmış" döşemesine bakıyorum; ilaç için aynı seviyeyi tutturabilmiş, biri ötekinden yüksek ya da alçak olmayan Çin graniti yok! Çünkü döşeyen, yol nasıl kaplanır bilmiyor. Dolayısıyla, dünya paraya ithal edilen granitler zaten konuldukları an kırılıyor. Ne tesviye edilmiş, ne zaviye tutturulmuş, ne zemin hazırlanmış; zaten su yolu, rögar girişi unutulmuş, sele davetiye çıkarılmış, bahse girerim proje yok; proje yaptırılmadan ihale edilmiş!

Bir takım adamlar, ellerinde kazma, ahalanarak kazıyor; bir takım adamlar, elleri ceplerinde kazanları tarassut ediyor Beyoğlu yollarında. Hangisi şehir mimarı, hangisi yol mühendisi, hangisi taş ustası, nerede "öğrenememişler" taşıdıkları unvanın işini? Hazine avcısı gibi kazma sallayan bu ameleler, ne inşa etmiş daha önce?

Görünen o ki İstanbul'da doğru dürüst yol kaplayabilen, kaldırım döşeyebilen adam yok. Ama gerçekten yoksa, metronun zemini nasıl doğru dürüst kaplanmış, zeminden tavana metronun azımsanmayacak yüzölçümü niye düzgün döşemiş?

Demek ki var aslında; ama yol ve kaldırım yapımı onlara ihale edilmiyor… Sır, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir sözünde yatıyor: Yol ve kaldırımların bozulmak amacıyla yapılmasını, istihdam açısından gerekli gördüğünü söylemişti, Sayın Başbakan. Oysa bu yollara ve kaldırımlara harcanan parayla, İstanbul'un depremde yıkılmayı bekleyen binalarının hepsi değilse yarısı güçlendirilir, yine inşaat sektöründe istihdam yaratılmış olurdu.

Beyoğlu'nun ana caddesindeki felâket Kadir Topbaş'ın, ara sokaklarındaki rezalet, Ahmet Misbah Demircan'ın eseri. İnanın ki butün bunları yazmama karşın, bu iki zatın da iyi niyetle hareket ettikleri varsayımından yola çıkıyor ve vardıkları sonuçların fecaatini, bilgisizliklerine ve yetersizliklerine bağlıyorum. Benim anlamadığım türden bir mimari doktoru Kadir Topbaş, Dr. unvanını pek seviyor, ama iyi ki insan sağlığı doktoru değil! A. M. Demircan'ın proje nedir, yol nasıl kazılır, nasıl döşeniri öğrenmesi için ilahiyat okumasına gerek yoktu. Siyasal bilmem ne okuyup Arapça öğrenmesine de gerek yoktu. Biri mimarlık, biri ilahiyatçı turizmcilik etüt edeceğine, Selanik'e kadar gidip iki saat, salt iki saat süreyle kaldırım döşeyen, yol kaplayan Yunanların yanında dursalar, bugünkü görevlerinde daha başarılı olmak için yeterli bilgiyi edinir ve proje nasıl yapılır, iş kime verilir, nasıl denetlenir, öğrenirlerdi.

Gerçek bilgi ve yetkinlik, bilgi yeterliliğinden kuşku duymaktır. Bilgisini tartan insan, üstüne aldığı işe baştan kara dalmaz. Araştırır, öğrenir, sonra yapar ve başarır.

Her başarısız işin altında ise "cahil cesareti"nin imzası vardır. Ve İstanbul'a yıllardır bu imza atılmaktadır.