Varosha’ya dönmek
Vatan · 5 Ocak 2006
Kıbrıs, Osmanlı İmparatorluğundan koparıldığı 1878’den öteye, Saddam’ın devrildiği Irak’ı andırıyordu. Irak’taki sünni ve şiilerin « atasal » uyuşmazlığı nasıl Amerikalıların işgaliyle ortaya döküldüyse, yeşil adadaki Türkler ve Rumlar arasındaki hazımsızlık da İngilizlerin önce ilhak, ardından sömürge dönemlerinde safra yaptı. Tıpkı bugün, demokrasiye hiç hazır olmayan Irak’a demokrasi getireceğim diye diye ancak kin, vahşet ve iç savaş sunan ABD gibi, İngiltere de adadan çekilmeden önce Kıbrıs’ta « kurdurttuğu » sözde bağımsız cumhuriyete Türklerle Rumlar arasında hakkaniyet ölçüsüne dayalı belli bir demokrasi aşılamaya çalıştı. Ama tutmadı. Rumlar, İstiklal Savaşı’nda denize dökülen « Küçük Asya »yı Yunanistan’a bağlama hayallerini, 19.yüzyılda Girit’in Osmanlıdan kopartılmasını sağlayan « Enosis » fikrini Kıbrıs’ta da benimseyerek Yunanistan’a ilhak projesi olarak uygulamaya koydular.
Önce İngilizleri adadan kovmak için kurdukları faşist örgüt, «Kypriakis Andistaseos Etnik Organizasyonu » EOKA, 1958’den öteye Türkleri hedef aldı. Türk halkı taciz ederek, korkutarak, yıldırarak pek çoğunun evini, arsasını, tarlasını Rumlara bırakarak adayı terketmesine ya da yok pahasına satmasına yol açtı. EOKA’cılar 1963’te, çoluk çocuk yüzlerce Türkü öldürdüler. Türkiye’nin girişimleriyle adaya BM barış gücü geldi, görece bir sukunet sağlandı. Ancak Yunanistan’da « Albaylar Cuntası » darbeyle iktidarı ele geçirince, EOKA-B adını alan örgüt 1972’de Kıbrıs’ta yeniden iş başı yaptı, Makarios’u devirip kendi lideri Sampson’u devletin başına getirdi, hem devrik başkan taraftarları Rumlara, hem Türklere saldırmaya koyuldu, bu arada Lefkoşa’daki ABD Büyükelçisini de öldürdü.
Ancak 1974’te Türk ordusunun adaya çıkışı, iki aşamalı savaşı ve zaferiyle durdurulabildi EOKA’cı Rumlar. Üstelik Türkiye’nin müdahalesi, hem Kıbrıs’taki darbecileri iktidardan düşürdü, hem Yunanistan’daki « albaylar cuntasını ». O yıllarda, Türkiye’nin Kıbrıs çıkarmasının, Yunanistan’ı faşizmden kurtarıp demokrasiye kavuşturduğu söylenirdi, uluslararası kamuoyunda bile…
İşte Kıbrıs, böyle ikiye ayrıldı ve Kuzey ile Güney arasına tüm sınır boyunca dikenli teller çekmek yetmedi, « no man’s land » tampon bölge oluşturuldu.
Türk, Rum, hatta İngiliz, yüzlerce Kıbrıslının tarlası, arsası, evi, malı mülkü bu tampon bölgede kaldı.
Ayrıca Türkiye, savaş alanında kazandığı zaferi, diplomatik alanda kaybetti.
Bütün bunları niye anlatıyorum ?
Yıllar önce yine Kıbrıs konulu bir yazımda, Türkiye’nin askeri müdahalesini özetlediğimde, inanılmaz sayıda teşekkür alınca kafama dank etti ki :1980’den sonra doğan gençler, gazetelerden televizyonlardan Türkiye’nin bir Kıbrıs sorunu olduğunu biliyorlar. Ama azımsanmayacak bir bölümü, sorun nasıl başladı, nereden kaynaklandı, habersiz. Çünkü medyada asla konu edilmiyor, tarihçe verilmiyor, hatırlatma yapılmıyor. Sanki genç izleyicilerin hepsi tarih okumuş, zaten konuya hakim gibi allame analizler yapılıyor oysa, aynı medyada.
Başka bir deyişle, Kıbrıs Rumların dünya kamuoyuna niçin yapıldığını unutturup, « işgal » diye inandırmayı başardıkları Türkiye’nin Kıbrıs harekatını, KKTC’nin niçin kurulduğunu biz zaten kendi genç kuşaklarımıza da öğretmiyoruz !
Avrupa’nın tek bölünmüş başkenti Lefkoşa’yı KKTC ile Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti arasında paylaştıran sınıra Türkler, 1974 harekatı komutanı Atilla Sav’ın anısına « Atilla Hattı » demişlerdi. Ancak sınır, uluslararası jargona bir İngiliz generalin kaleminden « Yeşil Hat » diye yerleşti. Adadaki Türk ve Rum toplumları arasında yıllarca süren çatışma ve gerilim tarihindeki ilk BM Barış gücünden bu İngiliz general 1964’te Kıbrıs haritasını yeşil bir kalemle çizerek ikiye ayırmış ve daha o zamanlar Türkleri adanın Kuzey’ine, Rumları da Güneyine toplamak fikrini ileri sürmüştü.