Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Buyurun temizliğe

Vatan · 10 Ocak 2006

Televizyon ekranlarımıza kuş gribiyle ilgili ilk görüntüler yansıdığında, "Türkiye ya bu hastalığa yenilir ya da antikor geliştirir!" diye geçti aklımdan.

Dünya kamuoyunun görüntü belleğinde, Türkiye'deki kuş gribi haberlerini karşılaştırabileceğimiz tek referans var, o da Çin. Virüs, Çin'den sonra bir iki Uzak Doğu ülkesinde daha çıktı ama salgına karşı yapılan mücadeleden söz edecek olursak, geçen yıl Çin'deki görüntüler yansıdı ek-ranlarımıza; bu yılsa Türkiye'deki.

Doğrusu iki ülkede salgına karşı alınan önlemlerin resmi pek birbirine benzemiyordu.

Çin'de sokakların, caddelerin, pazarların vb. ilaçlı su sıkan tazyikli hortumlarla yıkandığını seyrettik günlerce. Hatta astronot gibi giyinmiş adamların sırtlarında taşıdıkları pompalardan, çiftliklerde, tavuk işleme fabrikalarında yalnız eşyaların değil, maskesiz köylülerin, fabrikada çalışan insanların üstüne üstüne dezenfektan püskürttüğünü görüp, "Yahu bunlar sadece tavukları değil, adamları da öldürecek!" diye endişelendiğimi hatırlıyorum.

Türkiye'deki mücadele manzaralarında da maskeli ve eldivenli adamlar vardı. Bazıları tavukları çoluk çocuğa toplatıyor, kendileri torba tutmakla yetiniyordu; ama asıl önemlisi, kuş gribi seferberliğinde, temizliğe dair hiçbir işaret görmedik henüz: Ne ilaçlanan bir ev, ne ilaçlı sularla yıkanan bir mahalle, zaten ne de dezenfektan pompalanan bir tavuk çiftliği

geldi ekranlarımıza.

Oysa yaz aylarında sivrisinek itlaf heyetleri, pompalı arabalarla bütün sokakları dolaşır ve sivrisineklerle birlikte uçan yürüyen ne ve kim varsa ufak ufak zehirler, benim bildiğim. Genelinde bütün büyük kentlerde, özelinde İstanbul'da. Hani nerede o pompalar? Kuş gribi salgınında büyük kentler çok önemli. Çünkü her biri birer Türkiye özeti ve zaten kent özelliğini kaybedip devasa köyler topluluğuna dönüşmüş durumdalar. Virüs Doğu'da mı çıktı? Ertesi gün İstanbul'daki Doğu'yu vuracağı zaten kesindi. Hatta Mersin, Antalya, İzmir'deki Doğu'lardan da çıkıp Van'a ulaşabilirdi. Çünkü kuşların göç yolu kavşağı Türkiye ama Türkiye'nin insan kavşağı İstanbul ve diğer büyük şehirler.

Hepinizin uzaktan yakından izlediğiniz gibi, kuş gribi önce masumların, kuşlarla çocukların canını alıyor. Ama cahillik ve yoksulluk sayesinde yayılıyor. Cahillik ve yoksulluk ise artık kırsal bölgelerin sorunu olmaktan çok, göç alan büyük şehirlerin sorunu.

Göç, gecekonduculuk dediğimiz olguyla önce şehirlerimizin çehresini değiştirdi, ardından altyapısını iflas ettirdi, sonra üstyapısını, yani kültürünü. Ve bütün iflaslardan en önemlisi, aşın göç olgusunun bu şehirleri "kontrol" den çıkarması, suçun cezasız kaldığı yasa dışılığa taşımasıydı.

Bugün İstanbul varoşlarında, suçun genelleşmesini engelleyemeyen devlet, kuş gribinin yayılmasını önlemeye çalışıyor. Göze görüneni yakalayamayanlar, göze görünmeyen bir virüsün peşinde. Yasak sahalarda kurban kesiminin önünü alamayanlar, tavuklan kovalıyorlar.

Sizce mümkün mü?

Bugün İstanbul varoşlarında yayılan kuş gribinin altında, o varoşlardan nemalanan politikacıların imzası var. 2006 bütçesine kaşla göz arasında, hem de var olan yasaları çiğneyerek, 2002 öncesi kaçak yapılara af çıkaran AKP'nin imzası var.

Şehirlerimizi varoşlara teslim edenler, şimdi varoşlarda kuş gribiyle savaşıyor. Türkiye'yi cehalete teslim edenler, şimdi cehalete laf anlatmaya çalışıyor. Suyumu-zun, havamızın, denizlerimizin zehirlenmesine seyirci kalanlar, şimdi temizlik anlatıyor.

İşte tulum, işte pompa, buyurup becersinler.