Çekim merkezi
Vatan · 20 Ocak 2006
Geride bıraktığımız bayram tatilinde şehir yarıya yarıya boşalmıştı ve ben yeniden çocukluğumun İstanbul’unda yaşadığım duygusuna kapıldım. Çöpçüler de tatil yapıyordu, her yer herzamankinden daha pisti. Ama en uzak semtlere trafiğe takılmadan gidebilmek öylesine güzeldi ki. Hele tenha yollarda yürümek…
Son pazar, Daniel ile İstanbul Modern’e gittik. Uzatılmış hali « İstanbul Modern Sanat Müzesi » olan ve kuruluşunu adım adım izlediğimiz bu mekana özel bir zaafımız var.
Dünyanın en güzel, çünkü muhteşem bir kentin ortasından geçen denizinin üstüne, bir uçak gemisi gibi uzanan İstanbul Modern’in özelliği, hiç bir müze tarafından asla aşılamayacak.
Çünkü başka hiç bir müzede, onun pencerelerinden görünen « canlı performans » yok.
Sağdan sola izlediğiniz Erol Akyavaş’ın Hallacı Mansur’undaki altın varaklı hattı, bir Boğaz vapurunun beyaz bacasındaki sarı çizgide uzaklaşırken seyretmek başka nerede mümkün olabilir ki ?
Müzeye yenilikleri görmek için gelmiştik. Ama « daimi »leri de yeniden keşfetmek, lezzetli bir yemeği tekrarlamak kadar hoştu.
Kadın Kimlik sergisi, başlıbaşına düşündürücüydü. Burhan Doğançay’ın « Sessizlik Lütfen ! » tablosunu biz mi görmemiştik daha önce, yoksa yeni miydi ? Hakkı Anlı’nın « Havada »sı 1977’de kimbilir nasıl tepki uyandırmıştı… İbrahim Örs’ün « teknokrat »ı ne kadar estetik bir özetiydi zamanımızın !
Fahri Kaptan, 1908’de yaptığı Kız Kulesi tablosunda, kule ve iki savaş gemisi toplam 5 bayrakla, acaba Birinci Dünya Savaşı’nın gelişini müjdeleyen milliyetçilik duygusunu mu resmetmişti ?
Müzeyi çocukça bir çoşkuyla yeniden keşfederken, düşünüyordum : Sanatla, modern sanatı, resmi, heykeli, müziği anlayıp sevecek kadar ilgilenen insanlar, töre cinayeti işlemezler. Kadın dövmezler. Zaten dövüşmez ve silah sevmezler. Aç da kalsalar, yoksul da olsalar, kazık da yeseler, kapkapçılık yapmazlar ! Yol kesip adam soyamazlar. Para için adam bıçaklamazlar.
Çıplak kadın görünce gözleri dönmez.
Galeyana gelip linç etmezler.
Üstelik, parasız kalsalar bile güzel giyinirler. Oradan buradan, hatta çöplükten toplanmış eski eşyalarla bile zevkli döşerler evlerini…
İşte sanat bu işe yarar. İnsanları yüceltmeye ve inceltmeye.
Sanattan anlamayanlar, saldırgan olmasalar, kaba kalacaklardır. Çünkü estetikle yoğrulur doğru denge, doğru seçim, zerafet dediğimiz yaşam biçemi. Sanat bilgisi bu işe yarar, evet. Ve müzeleri gezerek, sanat kitapları okuyarak, eserleri inceleyerek gelen sevgiyle, ilgiyle edinilir.
İstanbul Modern’de tüm ömrümce izleyecek bir sürpriz bekliyordu : Çekim Merkezi sergisinde, herzaman « aşağıya bakarak » aradığım kendi dünyamı, havada buldum : Bir kitap denizini başımı yukarı kaldırarak seyretmek zevkini tattım. Bence serginin baş yapıtıydı. Lisson Gallery ve tabii sanatçının izniyle, Richard Wentworth’un « Sahte Tavan »ı birebir İstanbul Modern’de kurulmuştu. Saydam iplerle sarkıtılan binlerce kitabın boşlukta oluşturduğu bir tavan !
Enstalasyon, kitapla yoğrulanlar için başlıbaşına bir heyecandı. Ama benim için muhteşem sürpriz, Daniel’in o binlerce kitap arasında « Bak ! » dediği yere bakınca, kendi kitabımı görmek oldu…
İlk yazdığım kitaptı : Pandispanya. Fransızca « Pekin’de Sonbahar »ın hemen yanına ilişmişti, Boris Vian’ın komşusuydu adım !
Önüme bakarak yazdığım ilk kitabı, ilk kez başımı yukarı kaldırarak seyrediyor, üstelik parmaklarımın ucuna kalkarak, elimi uzatarak erişemiyordum.
Demek bir kitabım, görkemli bir sanat eserinin önemsiz bir parçasıydı artık. Garip ve hoş bir duygu.
---------------------------------