Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Uçan tavuk sendromu

Vatan · 28 Ocak 2006

Milli İtalyanımız Donatella Piatti'nin başına nedense pişmiş tavuğun başına gelmeyecek işler gelir. Ama pişmiş tavuk tragedyalarını komediye dönüştürmekte üstüne yoktur, hatta bazen pişmiş tavuğun başına bizzat Donatella bela kesilebilir...

Doğanın düzeni bozuldu; canlı tavukların cefada gerek çiğ, gerek pişmiş hemcinslerini geride bıraktıkları günler yaşıyoruz, sayın seyirciler. Donatella Piatti'nin de tam bu günlerde, hem de iki kez İtalya'ya gidip gelmesi gerekti. Tabii uçarak. Tabii THY ile. Pek çok anayurttaşı gibi o da Alitalia'nın kronik grevlerinden, yolcuların kafasına atar gibi servisinden ve soğuk sandviçlerinden gına getirmiş, güleryüzlü hostes ve steward'ları, sıcak yemek hizmeti ve bence daha çok "milcs" puanları nedeniyle, THY'yi yeğliyor bir süredir.

Donatella'nın ilk uçuşunda, Türkiye'de kuş gribi patlamış, illetin kendisi birer ikişer yayılırken, korkusu milleti topyekûn sarmış, tavukları saülmazlık, gazeteleri de "kayısı ya da rafadan yenmemesi gereken yumurta" tembihleri kaplamıştı. Oysa vakit sabahtı ve THY yolculara kahvaltıda "omlet" veriyordu.

İtalyanlar, giyimde, yemekte ve içmekte seçici, titiz bir millettir, diyor Donatella. Uçaktaki İtalyan yolcularla birlikte o da bir süre önündeki omleti seyretti. Mis gibi de kokuyordu. H'leri söyleyemediği için, "E, iyi pişmiştir eralde!" diye düşünüp, yedi bir güzel.

Milano'ya inişte, bir sağlık ekibi bekliyordu THY yolcularını. Nezaketle ama tek tek, Türkiye'den gelen tüm bavullarda, canlı cansız kanatlı ve yumurta aradılar, kuş gribi icabı. Bizim sarışın çenesini tuttu, "Midemde!" demedi tabii.

İtalya'daki günleri sağlıklı bir şekilde geçti. İstanbul'a dönmek zamanı geldi.

Milano'da THY'nin İstanbul yolcularını beyaz üniformalarıyla yine İtalyan sağlık ekibi uğurladı. Her yolcu uçağa binerken eline, "Kuş gribinden nasıl korunulur" konulu bir kılavuz tutuşturuluyordu.

Oysa vakit öğle vakti ve THY'nin mönüsü, "Tavuk ya da Makarna ydı. Bir İtalyan'ın, İtalya'da makarna beğenmesi zorken, uçakta makarna yemesine tabii ki imkân yoktu!

Ama tavuğun üstünde de belki tavuk olduğu anlaşılmaz diye, "CHICKEN" yazmışlardı bir güzel. Ellerindeki kılavuzda ise, tavuk 30 dk. pişmeli diye yazıyordu. Donatella'yı aldı bir kuşku. Ya önüne konulan tavuk 29 dakika piştiyse?

Uçaktaki hiçbir İtalyan, ne makarna yedi, ne "chicken". Ama aç biilaç indikleri İstanbul'da hiç olmazsa kar yoktu!

Geçen hafta sonu ikinci yolculukta, Milano havalarımda sağlık ekibi, mönüde THY klasiği, gidişte omlet, dönüşte "to be or not to be" gibi, "chicken or paste" vardı. İtalyan yolcular ve bizim sansın, yine boş mideyle indiler uçaktan.

Donatella, kırmızı bavulunu alıp evinin yolunu tuttu. Kar başlamıştı, takside giderken bavulundaki "salami"li bir sandviç ile bir kadeh Valpolicella, hayali kuruyordu. Ne var ki... Evde bavulunu açamadı. Çünkü başkasının kırmızı bavulunu almıştı! Telaşla aradığı THY, bavulun Bursa'ya gidecek İtalyan bir iş adamına ait olduğunu, kar dolayısıyla servis gönderilmeyeceğini ve "Sizin suçunuz!" diyerek, eğer salam ve şarabına kavuşmak istiyorsa, kendisinin yanlış bavulu getirip doğru bavulu alması gerektiğini belirtti.

Donatella, hâlâ aç biilaç, Bursa'ya gidecek yurttaşı iş adamına karşı "sorumluluğunu" yerine getirmek üzere kahraman bir taksi şoförüyle İstanbul'daki kar fırtınasına daldı. Üç buçuk saatte varabildi Atatürk Havalimanı'na. İtalyan iş adamından özür diledi. Mağdur cevap vermedi ve Donatella'nın bavulunu tekmelemekle yetindi.

Milli İtalyanımız, doğru bavuldan çıkan salami ve şarabına kavuştuğunda gece yarısı olmuştu ve yemediği pişmiş THY tavuklarının kendisinden intikam aldıklarını düşünüyordu!