Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Yiye yiye küçülmek

Vatan · 1 Şubat 2006

Artık inandım: Türkiye, İran olmaz. Şeriat meriat tutmaz buralarda. Başbakan Erdoğan, mal varlığını "açıklamayacağını" açıkladı ya, benim de içim rahatladı. Çünkü açıklamadığı malının aslında "açıklayamadığı" varlığıyla ne kendi, ne de AKP'nin Türkiye'nin semirttiği diğer muktedir ve iktidarlardan farklı olmadığını kanıtladı!

Oysa AKP, Türkiye'nin kaynaklarını halkının hizmetine harcamak yerine kendi hesaplarına damıtan, kendi hesabına sığmayanı "ailem" dediklerinin cebine, cibine ve tabii şirketlerine akıtan partilerden ve partililerden olmadığını öne sürmüştü.

Yolsuzluğu bitireceğiz, diyorlardı. Hesabını veremeyeceğimiz hesap yok, diye gürlüyorlardı. Herkes her şeyi bilecekti, şeffaflık vaadediyorlardı.

Halkın imanı gevremişti yolsuzluk kumpasında freni patlayan ekonomiden, bankalara çarpınca sırtına binen krizden.

Her yüz kişiden 34'ünü "yemeyeceklerine" inandırdılar.

Her yüz kişiden 66'sı, 2003 seçimlerinden çook önce aldıktan belediyelerde kaldırdıkları malı, götürdükleri "hizmeti" görmüş, gelenin gidenden hiiiç farkı olmadığı gibi, daha da "aç" geldiğini, doyuruncaya kadar epeyce beslemek gerektiğini anlamıştı.

Ama demokrasinin cilvesi, yüz kişiden 66'sı azınlık, 34'ü çoğunluk sayıldı ve AKP, dokunulmazlıktan kaldırmak, yolsuzlukları önlemek, hesap sormak ve almak için tek başına iktidara geldi.

Ne var ki hesap sormak ve kesmek için ÖNCE hesap vermek, verebilmek gerekiyordu.

İşte buyrun: Vermiyor, veremiyorlar.

Başbakan Erdoğan, mal varlığını açıklamıyor. Çünkü açıklayamıyor. Maliye Bakanı da açıklamadı.

İktidara gelirken demokrasi diyorlardı, insan hakları diyorlardı, ama galiba HUKUK nedir bilmiyorlardı. Hukukun temel ilkesi, adalet önünde eşitliktir.

AKP iktidarı, hesap sorduğu yolsuzların, örneğin Uzan'ların mal varlıklarını açıkladı ki, hesabını alabilsin. Son krizde takibata uğrayan hemen tüm yolsuzların servetini sıraladılar ki,

devlet alacağını tahsil edebilsin.

Yolsuzların servetlerini çatir çatır döken, kalem kalem satışa çıkaran bir iktidarın sahipleri, eğer dürüst iseler kendi "yollu" servetlerini açıklamaktan niçin kaçınır? Neden çekinir?

En iyimser ve hoşgörülü tahminle, demek ki gizlenmesi gereken, çünkü öğrenilirse hayrete ve dehşete düşürecek çapta servet birikimi edinmişlerdir...

Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada, islamcılar yolsuzluk ve hırsızlığın yağmaladığı ülkelerde "dürüstlük ve hakkaniyet" vaadederek iktidara geliyorlar. İran'da Mollalar, halkın kanını emen yoz ve hırsız bir liberal düzene karşı toplumu arkalarına aldı. Özgürlüğün, insan haklarının içine ettiler, ama yolsuz oldukları söylenemez. Zaten yapanı da sallandırıyorlar. Mısır'da, yine rüşvetçi, hırsız liberaller sayesinde iktidara yürüyor, "dürüstlük ve hakkaniyet" düsturu altında yıllardır ve yıllardır yoksullara yardım eden, öksüze yetime sahip çıkan Müslüman Kardeşler.

Filistin'de, ABD ve AB'nin her yıl verdiği 1 milyar Euro'luk yardımı, topu topu 3 milyon olan nüfusuna "dokunmadan" dağıtsa halkını bu denli süründürmeyecek El Fetih, o yardımları "nereye" harcadığının hesabını veremediği için kaybetti seçimleri. Terörist Hamas, salt İslamcıların oylarıyla seçilmedi. Yolsuzluktan ve hırsızlıktan bıkmış Hıristiyan azınlıkların oylarını da aldı! Yıllardır, tıpkı AKP gibi, SP gibi, MSP gibi, yoksullara aş dağıtıyor, öksüzleri yetimleri okutuyor, "dürüstlük ve hakkaniyet" vaadediyordu Hamas.

Orta Doğu ve Türkiye'de tüm İslamcılar aynı yöntemlerle çalışıyor, aynı düsturla kapı kapı dolaşıyor, aynı umutları dağıtıyor. Malda mülkte şeffaflık, aşta işte hakkaniyet.

Artık inandım, içim rahat. Türkiye asla ne İran olabilir, ne de Filistin.

Çünkü AKP iktidan ne Molla rejimi ne de Hamas.

Erbakan'ın 11 milyarlık borcunu, kendileri de ödemek zorunda kalacakları için "bağışlamaya" hazırlanan bir iktidar, öncekilerden ne daha acı olur, ne de daha tatlı. Ama "şeriatçı" olamaz. Çünkü huyunu yedirirken, suyunu çıkardılar.