Piyano
Vatan · 3 Şubat 2006
Atalarımız, "Adam olacak çocuk..." diye başlayan deyişle çocukların yeteneğini dışkı kalitesine bağlamakla kalmamış, ister istemez ataerkil geleneğimizdeki "adamlık" ölçütünü de açıklamışlardı.
Günümüz Türkiyesi'nde adam sayılan, adam diye sunulan, adam yerine konulanlara bakarak, vallahi yanıldıklarını söylemek mümkün değil! Meğer ne çok adam olacağı böylesine belli çocuk yetiştirmiş bu ülke ve gidişata bakılırsa, seri imalata geçiyor...
Ama Türkiye var, Türkiye var.
Bir Türkiye'de, Yiğit Okur'un romanı Piyano (Can Yayınları, 2003) "Bir Gece Ansızın Maria Callas" diye başlar. Romanın kahramanı Cevat, bir zamanlar ünlü sopranoya ait olan muhteşem Steinway piyanoyu satmış, yerine daha ucuza bir Petrol almıştır. Bir gece televizyon seyrederken ekrana Maria Callas'in Metropolitan'daki bir konseri gelir ve divanın eşsiz sesi, üstelik Carmen operasındaki aryasıyla çınlar kulaklarında. Cevat, yalnız bir anıya değil, kendi tarihine ihanet ettiğini anlamıştır.
Zaten geçen yüzyılın unutulmaz sesi Elvira de Hidalgo'nun sıradışı yaşamından esinlenen ve Mozart'ın Türk marşını heyecanla dinler gibi dört nala okunan roman, Cevat'ın kalan tüm servetini harcayarak, sattığı Steinway piyanoyu geri almasıyla biter.
Yiğit Okur, o bir Türkiye'nin yetiştirdiği, en iyi yazar ve hukukçularından biridir. Piyano romanını bitirip kapattığımda, bana "Daha önceleri neredeydiniz..." dedirten romancıdır. Kahramanı Cevat, genç kızlık rüyalarımı süsleyen bıçkın olduğunca zarif, zarif olduğunca erkek, erkek olduğunca çapkın, çapkın olduğunca sadık bir kültür adamıdır. Şövalyedir, hovardadır. Herşeyi tatmış, ama bıkmamıştır. Serden geçer, yardan geçmez. Bırakmaz, ama tutmaz da.
Büyüyünce "adam" olacak bütün genç kızlar, güçlü kadınlara erkek omuzlarının dar geleceğini, sezgiyle bilirler. Bulurlar, bulamazlar ama hep Cevat'lan arar bakir gönülleri.
Ne tuhaftır ki, sevgili Yiğit Okur'un Piyano kahramanı da Cevat'tır, benim iki romanımın "esas oğlanı" da Cevat...
Yiğit Okur'un romanındaki piyano, gerçek. Maria Callas'in Steinway marka piyanosu, gerçekten İstanbul'da, gerçek bir İstanbullu müzikseverin (muhtemelen Yiğit Okur'un) evinde. İşte yazarı ve müzikseveriyle bu insanlar, bir Türkiye'de yetişmiş, bir Türkiye'de yaşıyorlar.
O Türkiye'de Maria Callas'in piyanosuna sahip olunabiliyor, Elvira de Hidalgo'nun romanı yazılıyor. İşte bu Türkiye'de, kafalarını dolduran çocuklar adam olurlar, oturağını değil.
Öteki Türkiye'de ise..
"Kapatın lan şu gavur müziğini..." diye naralanan adam, gür sesine bakılarak, devlet radyosuna çok sesli müzik amiri yapılır. Adamın adam olacağı, kuşkusuz çocukken oturakta gösterdiği performanstan anlaşılmış, ne var ki performansı büyüdükçe, adamlığını oturtacak yer bulunamamıştır.
Türkü çığırmak isteyen adam, adamlık ölçüsünün dışına taşırılmış ve klasik müziğe yayılmıştır. Kulak dağarcığı İbrahim Tatlıses'in çok sazlı orkestrasyonuna ancak yeterken, Pavarotti'nin aryalarıyla abdest bozmak durumunda kalmıştır!
İyi de niçin ve kimler bu adamcağızı dolduramadığı yerlere oturtmaktadır? Tabii ki iktidara oturup, Türkiye'yi "adamlarıyla" doldurmaya çalışanlar.
Adam olacakları doldurmalarından belli çocuklar, büyüyünce adamlıklarını yayıyorlar, o kadar.