Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Nasıl yolunuyoruz…

Vatan · 22 Şubat 2006

Türkiye'de kredi kartı borcu yüzünden intihar edenlerin sayısına dair bir istatistik var mıdır, bilmiyorum. Ama PKK ile savaşta ölü sayısının bile tam olarak açıklanmadığı, sakat kalan ve psikolojisi bozulan gazi nüfusu özenle gizlenen bir ülkenin, korkutucu gerçekleriyle yüz yüze gelmekten çekindiği açıktır. Dolayısıyla hiçbir hayati konuda olmadığı gibi, kredi kartı borcu yüzünden intihar istatistiklerini merak eden bir merci bulunduğunu sanmıyorum.

Biz insan kayıplarına alışık bir toplumuz.

Paraların kayıplara karışmasına da alışığız.

Ama milletin milyarlarca dolarını hortumlayanlara bana mısın demeyen bir ülkede, 12 bin YTL için intihar edilmesine alışmamalıyız!

Çünkü bu insanlık değil bir, bankacılık hiç değil, iki!

Ben de ekonomist değilim.

Ama çok olmayan paramın, tam da çok olmadığı için hesabını iyi bilirim. Bir kalemle babasız bir evlat yetiştirdim, aile reisiyim.

Şöyle bir düşünecek olursanız, bankacılık sistemi ve sistemin sürmesinde çıkarı olan bir avuç insan, tam beş yıldır canına okuyor Türkiye'nin.

2000 yılında bankalar hortumlandı diye iş yerleri kapandı, binlerce insan iflas etti, binlercesi işsiz kaldı, kiminin yüreğine indi, kimi intihar etti. Hortumlayan birkaç kişiydi ama bedelini milyonlar ödedi, hepimizin kazancı azaldı, hâlâ da belimizi doğrultamadık.

Şimdi bizzat bankalar yoluyor insanları. Nasıl mı?

Uluslararası düzenekte, bir banka hesap kartıyla kredi kartını ayırmaz. Her hesap kartına, müşterinin profiline göre belli bir kredi limiti tanınır. Hesabınızdaki para bittikten sonra o krediden harcar, faizini ödersiniz. Oysa Türkiye'deki kredi kartları, doğrudan "borç kartı". Yani hesabınızdaki parayı içermiyor, borç veriyor. O kartı size satarken, hesabınıza zaman zaman dönülecek, azar azar alınacak diye pazarlanıyor. Birinci vurgun burada: Hesabınızda para var, ancak size o parayı değil, borç verdiği parayı harcatıyor. Siz de ucunu bucağını hesap etmeden harcıyorsunuz. Hem katlanarak korkunçlaşan faizler ödüyor, hem de paranızın bittiğinin bilincinde olmadan harcamaya devam ediyorsunuz.

İkinci vurgun, bir bankanın kredi kartıyla, başka bir bankanın otomatik gişesinden para çektiğiniz zaman ödetilen dayanaksız ve aşırı komisyonlarda. Oysa kredi kartını satarken, kimse sizi, "aman başka bankanın bankamatiğinden para çekme, pahalıya patlar," diye de uyarmıyor. Siz öğrenene kadar, epeyce pompalıyorlar.

Üçüncü vurgun, borcun borcundan sağılmakla, en hafifiyle iflası getiriyor: Bir bankanın kredi borcunu kapatmak için, ikinci bankadan kredi, ikinci bankanın borcunu kapatmak için üçüncü bankadan kredi kartı kullanan kimi çaresizler için bu iflas, intiharla bitebiliyor.

Bankalar, "halkımız kredi kartını kullanmayı bilmiyor" diye savunuyor kendilerini. Oysa öğretmeyen onlar!

Dünyanın hiçbir yerinde, Türkiye'deki kadar kolay kredi kartı verilmiyor. Avrupa'da herkesin banka kartı var, ama kredisi yok... Kredi ve hesap aynı kartta olduğu için, kredi limiti hesap sahibinin bankadaki mevduatına orantılı veriliyor. Yeterince para yatırmadığınız bir başka bankadan da kredi alamıyorsunuz. Böylece bir bankanın borcu, bir başka bankanın kredi kartıyla kapatılamıyor. Bu kadar basit.

Ancak onlar da bu basitliğe 1980'li yıllarda epeyce insan iflas, pek çoğu da intihar ettikten sonra "kavuşturuldu". Galiba Türkiye'deki kredi kartı uygulamasının sağlıklı bir sisteme oturtulması da onlarca kişinin daha hayatına mal olacak.

Ama bankaların asıl kazığı, "yüzde 1 ne ki?" diye yutturdukları konut kredileri. Araba, eşya kredileri. Bu konu öylesine derin bir tezgâh ki, bir başka yazımda işleyeceğim.