Nasıl soyuluyoruz
Vatan · 25 Şubat 2006
Benim de başıma geldi: Bir gün postacı kapıyı çaldı, taahhütlü bir zarf uzattı. İmza atıp aldım. İçinden dünyaca ünlü bir kuruluşun kredi kartı ve kartın ÜCRETSİZ olduğunu kocaman kocaman belirten Türk bankasının yazısı çıktı. Oysa ben bu meşhur kartın ücretli olduğunu biliyordum, yazıyı dikkatle okuyunca yalnızca bir yıllığına bedava verildiğini, eğer zarfı imza karşılığı teslim almak gafletini gösteren ben, istemeden müşteri, yazılı itiraz etmezsem bir yılın sonunda kart ücretinin otomatikman hesabımdan kesileceğini öğrendim. Karti makasla ikiye ayırıp soluğu "mudilerine" uluslararası kart gönderen Türk bankasında aldım ve neler söyledim, varın siz tahmin edin. (Zaten size de istemeden gelen tüm kredi kartlarını geri vermeden önce mutlaka makasla kesmenizi öneririm, küresel tedbir kuralıdır.)
Eğer o yazıyı okumasaydım, eğer o karti bir köşeye atıp unutsaydım, bugün hiç kullanmadığım bir kartın borcu olarak her yıl 100 dolardan (evet, kartin ücreti 100 dolar!) ben de icraya verilmiş olacaktım! Bu tuzağa düşmüş kimbilir kaç kişi vardır...
Bu yazılarla herhangi bir bankayı hedef almadığımı, devletin biçimlediği Türk bankacılık sistemini eleştirdiğimi vurgulamaya gerek yok.
Ve Türk bankacılık sisteminin asıl büyük vurgunu, konut, araba ve eşya kredilerine uygulanan akıl dışı, gerçek üstü, mantık ötesi faizler!
Bankalar, konut kredisini biz alıcılara aylık faizi yüzde l, sudan ucuz diye, şampanya fiyatına satıyor. Oysa aylık yüzde l faiz, yıllık yüzde 12 faizdir. Bankadan bir yıllığına alacağınız 100 bin YTL'lik krediyi, 112 bin YTL olarak geriye ödeyeceksiniz demektir.
Bu faiz oranlarını bankalar mı tespit eder, devlet mi, bilmiyorum. Ekonomist olmadığımı söylemiştim, ama konut kredisi alanların böyle faizlerle düpedüz yolunduğunu görmek için ekonomiden anlamaya gerek yok.
Türkiye'yi yönetenler, kadın erkek ilişkileri ve dine bağlı ahlak anlayışında pek özendikleri Suudi
Arabistan, Kuveyt, Dubai vb. ülkelerin şeriat sistemini, nedense "faizsiz" bankacılıkta "sallamıyorlar" (Bir Erdoğan tabiridir). Türk bankacılığının modeli Tanzanya, Uganda ve Patagonya da değilse, dünyada böyle faiz oranlan yok!
AB'nin EURO sahasında konut kredi faiz oranları, YILDA yüzde 3,70 ila 4,5. ABD'de ise yüzde 3,30 ila 6...
Türkiye'de araba kredisine uygulanan yüzde 20 ila yüzde 35 faiz oranlan, akıllara seza bir durum. Bu oranlar, EURO sahasında yandan az, ABD'de nedir bilmiyorum, ancak sanayii destek açısından, Avrupa'dan daha ucuz olduğunu tahmin ediyorum.
Demek ki Türk tüketiciye uygulanan anormal faizler, küresel anlamda bir soygundur. Şimdi geldik kazığın G noktasına:
Sayın seyirciler, konut kredisine yılda yüzde 12 ve araba, eşya kredisine yüzde 20'den başlayan faizler, ancak enflasyonun yüksek olduğu ekonomilerde görülür. Biz de yıllarca gerek spekülasyon, gerekse kredilerde ana paranın katlandığı banka faizlerini tanıdık. Ancak AKP hükümeti, böbürlene böbürlene enflasyonu yendiğini, enflasyonu bitirdiğini muştulayıp duruyor. Maliye Bakanı, Türk parasının "taş gibi" duruşuyla övünüyor.
Eğer para bu kadar sağlam ve enflasyon bittiyse, kredi faizleri niye düşürülmüyor?
Benim anladığım, iki olasılık var: Ya banka müşterilerini enayi yerine koyuyorlar, ya da YTLnin sağlamlığı, enflasyonun yenildiği palavra ve her an yeri öpmek korkusuyla faiz oranını düşürmüyorlar!
Üstelik, bankaların müşteriyi nasıl aptal yerine koyup, nasıl sağdığına ilişkin kesin bir kanıt var: Aylık yüzde 1,5 faizle konut kredisi alanlar, bu faiz oranı yüzde l'e düşürüldükten sonra yılda yüzde 6 fazladan faiz ödemeye devam ediyor ve hiçbir banka konut kredisini yüzde 1,5 ve daha fazladan alanlar hakkında yeni bir düzenleme yapmıyor!
Acaba halka neyin bedelini ödetiyorlar? Hangi hortumun acısını çıkarıyorlar? Yine mi?