Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Böylesi değil

Vatan · 8 Mart 2006

Dünya Kadınlar Günü 8 Mart'ın vermek istediği evrensel mesajın Türkiye özelinde anlamı, bence bu yıl Vatan'ın 16 Şubat sayısında yer alan bir dizi "kadın" haberiyle açığa çıktı.

Alt alta sıralı bu haberler, müthiş bir Türkiye fotoğrafı: Samsun Ticaret Lisesi'nde 25 kız öğrenci, saç saça baş başa kavga ediyor, erkek öğrenciler gülerek seyrediyor. İzmir'de 14 yaşında olmakla kalmayıp 4 aylık da hamile bir genç kız, erkek arkadaşına selam veren bir başka genç kızla önce dövüşüyor, sonra yanında taşıdığı bıçağı çekerek onu göğsünden bıçaklıyor! Ordu Akkuş İlçesi İmam Hatip Lisesi'nin 5 çocuklu müdürü, 21 yaşındaki kız öğrenci ile aşk yaşıyor…

İşte size Türkiye'de kadınlık hallerinin yalnızca bir günlük macerası. Televizyon ve gazetelerde her gün yer alanlara eklenip, son örneği Sanem Çelik'le ayyuka çıkan genel gidişat tablosunda, sınır tanımaz bir seks iştahası vurgulanıyor, adeta toplumsal bir "azgınlık" yaşandığına işaret ediliyor.

Üstelik dindar dinsiz, imanlı imansız hiçbir kesimin dışında kalmadığı, törelisi töresizi, çağdaşı çağ dışısıyla her sosyal sınıf ve gelir düzeyinde görülüyor bu azgınlık!

İran gibi bir şeriat diktatörlüğünde daha da vahim bir seks furyası yaşandığına bakılırsa, kimse "din ahlakı" eksikliğinden de dem vuramaz, tam tersine: İslamiyet'in kafir ilan ettiği Batı ülkelerinde böyle bir dejenerasyon yok!

Çünkü bu bir dejenerasyon, yani yozlaşma.

Ve laik yurttaşlık ahlakını savunan benim içimden, Türkiye'de yozlaşmayı serbestlik sanan tüm kız ve kadınlarımıza dönüp: "Hop, hop!" diye bağırmak geliyor, "Ne özgürlük budur ne de eşitlik!"

Eşitlik, yetki, sorumluluk, yaşam ve söz hakkı paylaşımıdır. Kültür ve bilgi birikimiyle girilen bir yarışta, ipi birlikte göğüsleyebilmektir. Özgürlük mülkiyeti zekâdır, zihindir, akıldır, cinsiyet organı değil! Erkek ya da kadın, düşünce özgürlüğüne erişebilmek için önce düşünce sahibi olmalıdır ki olana özgürlük isteyebilsin…

Düşünce özgürlüğüyle birlikte, cinsel özgürlük de doğru ölçüleriyle gelir.

Düşünce özgürlüğünün gelişmediği bir toplumda, elbette cinsel güdülerin ölçüsüzlüğü özgürlük diye sunulur, dejenerasyondan ibaret olduğu için de baskıya maruz kalır ve medyatik linçle sonuçlanır.

Eksiklik, aşırılığı yaratır ve bugün Türkiye'de okul sıralarından sosyete saflarına yaşanan şiddet ve cinsellik aşırılığı, kültür eksikliğinin sonuçlarıdır. Başka bir deyişle, kafası erkek kafasına eşit görülmeyen, okutulsa bile düşündürülmeyen kadın, ilkellikte erkekle sidik yarıştırmakta, asmak kesmekte, seks ekseni ve geyik muhabbetinde var olmaya çalışmaktadır.

Türkiye'de kadın haklarının yoksunluğu, salt kadınlar için değil, erkekler için de mahrumiyet ve tüm ülkenin çağdaşlık yolunu kesen bir engeldir. Nüfusunun yarısı ezilen bir ülkenin, öteki yarısı kalkınamaz. Yarısı öğrenmeyen, düşünmeyen, konuşmayan bir toplumda, öteki yarının da zihni tutuk, ufku kapalıdır.

Dün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Bitlis'te mi, Batman'da mı ne, yöre (!) erkekleri duvarlara afiş yapıştırırken polislerle tartışıyordu. Belden aşağı namusun tecavüz kurbanı kız, kadın kanlarıyla yıkandığı bu bölgede cinayet törelerine karşı çıkmak cesaretini gösteremeyen bu erkekler, "kadın hakları verilecekse, onu da biz veririz netekim!" diye akıl yürütüyor anlaşılan.

Oysa Türkiye'de kadınların sorunu tam da bu: Kendilerinin istemesi ve alması gereken hakları da erkeklerden beklemeleri.

Ey Türk kadını, uyan: Senin insanlık hakkın, düşünce özgürlüğüdür, kafanı çözmekle başlar, uçkurunu değil! Ve muhtaç olduğun kudret, zekânda mevcuttur; başını kaldır, gözlerini dik ve bak. Ezenlerin ezikliğini görmek, senin ezikliğini de bitirecektir.