Özdemir ince ile röportaj
Vatan · 8 Mart 2006
GİRİŞ :
Edebiyatı uzun, şiiri ince bir ömür yolunda, düz ve dik giden biri Özdemir İnce. Şair, denemeci, çevirmen, düşünür ve yazar. Türkiye onunla hep « ilk »leri tanıdı. Özdemir İnce, Malarme Akademisi’nin ilk üyesi. 2006 başında « Mani Yaşıyor » eseriyle Fransa’nın en büyük şiir ödülü Max Jacob’la ödüllendirilen ilk Türk şairi. Şiir kitapları sekiz dile çevrildi, dokuzuncu yolda. Hiç boyun bükmedi, ödün vermedi. İşini en iyi yapmaya çalıştı. Hep mükemmeli aradı. En mükemmeli de aşkta buldu ve mutlu.
(orta kutu olabilir, Ülker hanım ile aşklarını, birbirlerinden habersiz anlatıyorlar) :
ÜLKER’E DAİR (Özdemir İnce) : « At kuyruklu, olağanüstü güzel bir kızdı. Brigitte Bardot’ya benzerdi. 11 kasım 1957’de götürüp Ezra Pound’un şiirlerini koydum önüne, bunları çevir bana, dedim. Çevirdi. Kısa bir şiiri, Muzaffer Erdost’a verdim. Pazar Postası’nda bastı, Ülker’in hoşuna gitsin diye de adını çok büyük yazmış…Ülker’i düşündüğüm zaman, arkamda koskocaman zırhlı bir ordu hissederim. Onun hala keşfetmediğim yanları vardır. Yani keşif seyahatim devam ediyor Ülker ülkesine. Aşk budur işte : Bir kadını bir ülke, bir kıta olarak düşünür, keşfe çıkarsın, bitmez. Meraktır. »
ÖZDEMİR’E DAİR (Ülker İnce) : « Şiirlerine hayran oldum önce. Herkesten farklı düşünüyor, bambaşka şiirler yazıyordu. Sonra aklına, kafasına, düşüncelerine hayran kaldım. Yine farklı düşünüyor, bambaşka yazıyor. Hala daha Özdemir’in beyni nasıl çalışır, kafası nasıl işler, merak ederim. Onu keşfim bitmedi. Onu hep yeniden keşfediyorum. Merakım devam ediyor. Aşk da bu sanırım… »
SİZE MİLLİYETÇİ DİYORLAR. MİLLİYETÇİLİK NEDİR VE SİZ O MİLLİYETÇİLİĞİN NERESİNDESİNİZ ?
Onların anladığı anlamda ben milliyetçi değilim, ulusalcı da değilim. Ben Özdemir İnce’yim. Edebiyatta da benim adımı herhangi bir etiketle anmanız mümkün değildir. Siyasal hayatta da, gazeteci olarak da tek başına bir adamım. Ama şair olaraK, edebiyatçı olarak, insan olarak eylem içindeyim. Benim eylemim tek boyutlu değil. Nasıl ki bir gerçeğe 360 dereceden bakıyorsak, herkes de bana öyle bakmayı öğrenmelidir.
TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYOR MUSUNUZ ?
Ben yüzde yüz AB’ne girilmesinden yanayım. Ama teslim olarak değil, pazarlık ederek, tartışarak, görüşerek, ulusal çıkarlarımızı savunarak. Ama kimileri ulusal çıkar ne, diye soruyorlar…
BELKİ BİLMİYORLAR…
Mümkündür. Dünya tarihini okusunlar. Dünya tarihinde ulusal çıkar nedir, bir örnek vereyim : ABD’de her sabah Beyaz Saray’ın önüne bir sözcü çıkar. Siyasal olayları, gelişmeleri ikiye ayırır. Birleşik Devletlerin yararınadır, zararınadır, diye… Türkiye ile bizim şu kadar yıllık bir dayanışmamız var, çünkü Türkiye her zaman ABD’nin standartlarına göre davranmıştır der, örneğin. ABD böyle bir yararına zararına sınıflaması yapıyorsa, biz niye yapmayalım ?
YURTSEVERLİKLE, « ONLARIN » MİLLİYETÇİLİĞİNİ NASIL AYIRIYORSUNUZ ?
Milliyetçilik, başkalarını yok sayar. Bir yurtsever bütün yurtları sever. Ben bütün yurtları seviyorum. Türkiye’yi, Rusya’yı, Ermenistan’ı seviyorum. İnsanların hepsine sonsuz saygım ve sevgim var, sadece adalet arıyorum. Adam olmak için ilkin yurtsever olmak gerek. Yurtsever olmadan, kendinden olanları adlandırmadan, değerlendirmeden, kendinden olanlara adil olmadan, hiç kimseye adil olamazsın. Kendi aileni sevmeden, başka aileleri de sevemezsin. Mesele bundan ibarettir. Onların düdük kadar akıllarıyla beni değerlendirmeye yürekleri yetmez…
NEDİM GÜRSEL BU YURTSEVERLİK ANLAYIŞINA SAHİP OLMADIĞI İÇİN Mİ MONSİEUR X ?
Bu konuya girmem. O bitti. Niçin yazdığımı da söyleyeyim : Bütün uyarılarıma rağmen bir dergide gördüm, özel sayı hazırlanmış, bu « exil » meselesini yine ele almış, yine ele aldırmış. O zaman yeter dedim, yani benim bildiğimi başka insanlar bilmiyor diye yeniden ortaya sürmesi… Yazımda adını da vermedim, gizleyebilirdi yani. Kendisi açıkladı o benim diye…
« ONLAR » DEDİĞİNİZ KİM PEKİ, İKİNCİ CUMHURİYETÇİLER OLABİLİR Mİ ?
Olabilir. Avantacıların, çalışmadan, baba ve aile sayesinde gelip bir yere oturanların beni anlamaları mümkün değildir. Ben hayatım boyunca mükemmel olmayı aradım. Fabrikada işçiyken, en iyi isçi olmaya çalışıyordum. Öğretmenken, en iyi öğretmen olmaya. Televizyonda en iyi televizyoncuydum, işimi gayet iyi yaptım, gazete yazarı olarak da çok iyi yaptığımı biliyorum. Tersini söyleyemezler.
İKİNCİ CUMHURİYETÇİLERDEN NEYİ ANLIYORSUNUZ ?
Birinci Cumhuriyet’e karşı olanları.
BİRİNCİ CUMHURİYETİN NESİNİ HAZMEDEMİYORLAR, NE İSTİYORLAR ?
Cumhuriyet’i hazmedemiyorlar. Ne istediklerini bilmiyorum. Bir koalisyon halindeler. Kimisi babasının, kimisi dedesinin, kimisi ailesinin geçmiş hesabını Cumhuriyet’e kesiyor. Kimisi kişisel bozgunlarının hesabını soruyor. Mesela Nazım Hikmet, başına gelenlerin hiç birinden şikayetçi olmadı devlete karşı. Çünkü o devleti, bulunduğu şekliyle kabul etmiyor, değiştirmek istiyordu. O Nazım Hikmet’liğini yaptı, devlet de devletliğini. Bundan daha adil bir şey olamaz. Nazım Hikmet gibi ben de devletin şeklini değiştirmek istedim, herzaman, hala da değiştirmek istiyorum. Bedelini ödedim, bundan dolayı da devlete kızmam !
Devlete karşı geleceksen, bedelini de göze alacaksın. Bunlar hem karşı geliyor, devlet kendini savununca da kızıyorlar. Bir isyanın varsa, bedel ödeyeceksin. Şimdi bu arkadaşların bazıları ihtilal yapmak istiyorlardı, ihtilal yapsalar ne olacaktı ? Devlete el koyacaklardı, belirli makamlara oturacak, kimisi başbakan, kimi bakan olacak, ama çoğunluğunu tanıdığım için söyleyebilirim, zaten derhal birbirlerini yiyeceklerdi…
GENERAL EVREN’İN SON OLARAK « ELLERİM TİTREMEDEN İDAMLARI İMZALADIM » RAHATLIĞINA NE DİYORSUNUZ ?
Keşke söylemeseydi. Bunca yıldan sonra bile yaptıklarını savunmak, bence vicdan sahibi bir insanın tavrı değildir. Reşit olmamış çocukları astılar, onlarca aile umutsuz kaldı, yüz binlerce insan sürüldü, öldürüldü, işkence gördü, sakat kaldı. Evren’in en azından özür dilemesi, pişmanlık cümleleri söylemesi lazımdı. O kendince ben yurdumu kurtardım, savında. Oysa bu tarihçilerin değerlendireceği bir şeydir. Tarihçiler değerlendirdiği zaman da, geçerli not alacağını sanmıyorum. Aradan bunca yıl geçtikten sonra bile « yine yapardım » demek, bir meydan okumadır. Bu meydan okumaya da koruduğu devlet ve toplum meydan okumayla cevap vermeli ve onu mahkemeye çıkarmalıdır.
TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN KOMPLO TEORİLERİNDEN BİRİ, KIRK ELLİ BİN KİŞİLİK BİR SABETAYİST TOPLULUĞUNUN CUMHURİYET’E YÖN VERDİĞİ. BU TEORİ DOĞRU MU ?
Sabetayist elbette var, çünkü Sabetay diye bir adam var İzmir’li, Yahudi. Yahudi Şiiliğini yaratmış, öyle ilan etmiş kendisini. Selanik dönmeleridir. Selanik dönmelerinin elbette Cumhuriyet’te de payları var, Meşrutiyet’te de. Anadolu toprakları göç alan topraklar. Cumhuriyet’i kuranlar arasında Kırımlılar da var, Tatarlar da var, Rusya Cumhuriyet’inden gelmiş insanlar da, Kafkasyalılar da. Osmanlı kalıntılarıdır. Yahudiler de hizmet etmiştir Cumhuriyet’in kurulmasına. Ayrı bir düşünceleri de olabilir, çünkü vatanları yoktu, kendilerine bir vatan arıyorlardı ve en yakınlık duydukları toprak olarak Osmanlıyı ve Türkiye’yi görüyorlardı. İsrail 1948’de kurulmamış olsa, Yahudilerin vatanı Türkiye olacaktı. Yani Yahudiler Türkiye’yi vatan olarak seçecekler, el koymak için değil, sadık yurttaşları olmak için çalışacaklardı. Türk Dil Kurumu’nda da Ermeni dil uzmanı vardı. Şimdi dilin sadeleşmesi Ermeni komplosu mu diyeceğiz ?
HAYIR.
Değil tabii. Ayrıca ben, gayrı müslim azınlıklar niye daha çok politikanın, hayatın içinde yoklar diye düşünüyorum. Mesela Ermeni bir vatandaşımız Maliye Bakanı olsa. Fas’ta başbakan yardımcısı bir Yahudi. Fena mı ? Türkiye’nin bütün etnik, inanç gruplarıyla azınlıklarıyla çoğunluklarıyla bir umut haline gelmesi lazım. Cumhuriyet’in projesi buydu. Tam başaracakken, İkinci Dünya Savaşı çıktı, bazı olaylar yaşandı. Varlık vergisi, çaresizliğin eseridir. Varlık vergisi olmasaydı, azınlıkların entegrasyonu tamamlanmış olacaktı.
Komplo teorisinde, komplonun iyi yönlerini de düşünmek lazım.
Cumhuriyetin kuruluşuna gerçekten olumlu katkıları olmuşsa, büyük hizmetleri varsa Sabetayistlere teşekkür etmek lazım. Ama Sabetayistlerin 12 Mart, 12 Eylül’de payları varsa, yuh olsun Sabetayistlere !
Türkiye’nin geleceği için en büyük tehlike bir dinsel ayrımcılık, iki etnik ayrımcılık, üç tarikatçılık, ulus devlet yıkıcılığı, anti ulus devlet anlayışıdır. Ulus devletin ne tarihsel oluşumda modası geçti, ne de ihtiyaçtan düştü. Avrupa Birliğine girmemiz, ulus devletin zayıflatılması anlamına gelmez, tam tersi daha güçlü olmasını gerektirir.
----------------------------------