Afır tafır ve tavır
Vatan · 10 Mart 2006
Haksız ve yersiz ithamlar, bir kişilik sınavıdır. İtham edenin çapını olduğunca, edilenin de gerçek, derin varlığının, direniş gücünün rontgenini çeker, (kara) ciğerini çıkarır koyar ortaya.
Karaciğer, antik çağlarda bugün yüreğin simgelediği « cesaret » organı olarak algılanırdı. Bu yüzden Prometeus’un ciğerini parçalar kartallar, yüreğini değil. Ve ciğer kendini yenileyebilen organ olduğu içindir ki, Prometeus’un ciğeri de yenile yenile bitirilemez, her gün yeniden doğar.
Böyle bir sınavdan geçerken, verdiğiniz tepki ta içinizden, genlerinizden, iç güdülerinizden gelir. Kiminin süngüsü düşer, kimininki dikilir. Ya cesursunuzdur, neyse bedeli göze alırsınız ödemeyi, ya değilsinizdir, « idare-i maslahat » etmeye çalışırsınız…
Ben çok geçtim bu sınavdan. Maalesef ve mateessüf, çok istememe rağmen, « idare-i maslahat » e-de-mi-yo-rum !
İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Prof. Dr. Nüket Güz’ün insiyatifiyle başlattığı bir girişimle 2002 yılından beri Türkiye’nin « En Yürekli Kadın »larını seçiyor ve her yıl, alanında cesur kadınlara ödül veriyor. Gerek devlet, gerek vakıf üniversitelerinden öğretim üyeleri ve 1000 öğrencinin oylarıyla seçiliyor bu kadınlar.
Beni bu yıl üçüncü kez bu ödüle layık gördüler. İKÜ’yü oluşturan bilgin, demokrat ve üst düzey öğretim üyeleri kadrosunu, pırıl pırıl öğrencilerini ilk bu ödül sayesinde tanıdım, hayranlık duydum, saydım ve sevdim. Böyle güzel bir ödülün üçüncü kez heykelini taşımak, elbette büyük onur. Ama bu yıl, 2005 ödülüne teşekkür etmek için söz aldığımda, haksız ve yersiz bir ithama uğradım.
Konuşmamda, İKÜ rektörü Prof. Dr.Tamer Koçel’in hatırlattığı Atatürk’ün kadın hakları için söylediği « yarısı geri bırakılan bir toplum ilerleyemez » sözlerinden yola çıkarak örnekler verdim. Toplumu yarısı kadın, yarısı erkek bir gövde olarak düşünürsek, sağ yanı inmeli bir vücudun sol yanıyla herşeyi yapabilmesi beklenemez. Tek gözü gören bir insanın, görme yeteneği elbette sınırlıdır…Derken, birden aklıma Yaşar Kemal’in gören bir gözüyle, iki gözü görenlerden çok daha başarılı, üstelik bir edebiyat devi olduğu aklıma geldi. Yaşar Kemal’in eksikliğini üstünlüğe çevirmişlik yeteneği, toplumun kadınlar yadsınırsa erkek yanıyla ileri gidemeyeceği savımı çürütüyordu, « Yaşar Kemal hariç ! » dedim. Ettiğim bu lafın ardından dakikalar geçti, ben kadınlara « eksiklik ve kusurlarına rağmen hoşgörü » saygısı değil, eşit zeka, eşit hak, eşit güç saygısı gerektiğini anlatıyordum ki, ön sıralardan bir bey, afır tafır yerinden kalktı ve « Protesto ediyorum ! » diyerek salondan çıktı. Kim olduğunu bilmediğim gibi, neyi protesto ettiğini de anlamadım…
Meğer İstanbul Üniversitesi Rektörüymüş !
Yazıklar olsunmuş, teessüf edermiş, Yaşar Kemal’e hakaret etmişmişim.
Güleyim mi, ağlayayım mı ?
Yaşar Kemal, dünyanın en iyi yazarlarından biri ve benim hakkında defalarca yazı yazdığım, değerini savunmak uğrunda her türlü mücadeleye girebileceğim bir dev, üstelik sevgiyle bağlandığım bir insan.
Ne diyeyim ? Eğer ettiğim laf tüm salon tarafından Yaşar Kemal’e hakaret algılandıysa, durum çok vahim, zeka ve ifade kusurlu bendenize yazar diyorlar, üstelik ödül veriyorlar ! Ama eğer salon doğru, İ.Ü. rektörü yanlış anladıysa…
Üstelik bir ödül törenini bölüp ayaklara kalkıp protestolar ettiyse, kadınların bir gününde ödül alan bir kadını… Üstelik herkesin doğru anladığını yanlış anladıysa, sözümü kesip « Bir dakika, ne demek istediniz ? » diye hesap sormak yerine ödül törenini dağıtması, acaba nasıl yorumlanabilir ?
Sakın Sayın Mesut Parlak, beni « protesto ederek » basına ulaşmaya çalışmasın ? Çünkü sanırım zatın adı, İ.Ü. rektörü olduğundan beri hiç dünkü kadar büyük kullanılmadı ve sık anılmadı !
Yine dikildim işte, yine ciğer meselesi, buyrun, yiyebilirseniz yiyin efendiler!
Biliyorum, genç gazetecilere benim üzerimden gözdağı veriyorsunuz, ama çok geç. Dün sabah, ilk işaret Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nden geldi : « Yaşar Kemal ile ilgili tartışmada lütfen kendinizi üzmeyin. Sizin gibi değerli bir aydına yapılan protestoyu biz protesto ediyoruz, » diye yazıyor genç gazeteciler.
Buyrun, çıkış bu taraftan, ilerleyelim beyler!
----------------------------------------