İzafi adalet
Vatan · 18 Mart 2006
Slobodan Miloseviç, eğitimini aldığı komünizm yıkıldıktan sonra "nasyonal sosyalist" yani faşiste dönüşen bir idealistti. Faşist ideal, kabaca soykırım demektir. Çünkü "kendinden olmayan" ın reddini ve yok edilmesini, kısaca "etnik temizlik" dediğimiz insanlık suçunu işlemeyi gerektirir.
Miloseviç'i taraftarlarının gözünde kahraman yapan "idealist" özelliğinin, çoğulcu farklılığa eşit saygı gerektiren demokrasinin bire bir karşıtı olduğu ve pratikte "kitle kasaplığı"yla sonuçlandığı açıktır.
Ancak tıpkı Mitler gibi, dünyayı ya da dünyanın belli bir parçasını "etnik temizlik" diye kana bulayan ve Stalin gibi, bir rejimi yerleştirmek için muhalif kitleleri topluca imhaya girişenler, elinde satırla dolaşmıyor. Bizzat kasaplık yapmıyor, tetiği bizzat çekmiyor, hatta silah bile taşımıyor.
Onlar, cani ordularını örgütlemek ve "öldürün" emrini vermekle yetiniyor.
Ne Hitler, ne Stalin, ne de Mussolini budalaydı. Ne de Franco, Pinochet, Miloseviç ve Saddam, aptal. Hatta çapı küçültecek olursak, bu kitle imha emri vermek yoluyla insanlık suçu işleyenlere, Abdullah Öca-lan'ı da ekleyebiliriz.
Bu tip "azmettirici" katilleri, demokratik mahkemelerde yargılamak kolay olmuyor. Çünkü demokratik yargı, verilen "öldürün" emrini, adeta ak kağıt üstüne siyah imzayla kanıtlamayı gerektiriyor, bir. Ne budala, ne de cahil sanıklar, demokratik yargının tanıdığı tüm haklan "suiistimal" derecesinde lehlerine kullanıyorlar, iki.
İşte bu yasal anlamda Slobodan Miloseviç, "masum" öldü. BM Güvenlik Konseyi'nin oybirliği kararıyla 1993 yılında La Ha-ye'de kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, beş yıldır yargıladığı Miloseviç'in Bosna Hersek'teki katliamların doğrudan sorumlusu, azmettiricisi ya da yönlendiricisi olduğunu, hukuki ölçüler içinde kanıtlaya-madı. Bu yıl sonunda bitmesi
beklenen davadan çıkan karar, ne olursa olsun "adil" sayılmayacakta.
Öyle ki: Miloseviç, yasal kanıt yetersizliği yüzünden az cezayla kurtulsa ya da mahkûmiyet almasa, yalnız geçmişi unutmak isteyen Sırbistan ve katliam sahnesi Bosna Hersek kâbuslar görmeyecek, dünya kamuoyu da haz-medemeyecekti.
Yetersiz kanıtlara rağmen ömür boyu hapse mahkûm edilse, bu sefer de tarafsız adalet prensibi çiğnenmiş olacak ve hukuk tekniğine sadık yargı erbabı ayağa kalkacakta.
Başka bir deyişle, Miloseviç'in o hücrede ve tercihen mahkeme kararı öncesi ölmesi gerekiyordu!
Doğrudan zehirleme ya da kasıtlı ihmal, Miloseviç'in bir şekilde öldürüldüğü açık. Tarihinde yeni bir sayfa açarak AB'ye girmek yolunda ilerleyen Sırbistan da aynı gerekçelerle Bosna Hersek ve dünya kamuoyunda da ifade edilmeyen bir ferahlık yaratan bu cinayeti kimin azmettirdiğine gelince...
Halen sürmekte olan başka bir davaya dikkatinizi çekmek isterim: Saddam davasına. Miloseviç, BM'nin tanıdığı ve kurduğu uluslararası bir mahkemede yargılanıyordu. Saddam ise ABD'nin kendi başına kurduğu, uluslararası hukukun tanımadığı, hatta gayrimeşru saydığı, adaleti kendinden menkul ve her celsesi parodiyi andıran sözde bir mahkemede yargılanıyor...
Miloseviç ve Saddam'ın, hukukçu olduklarını biliyor muydunuz?
Evet, ikisi de hukukçu, üstelik avukat. İnsanlığa karşı işlenen, aynı suçlardan itham edilen iki avukat sanık, biri uluslararası meşruiyeti olan, diğeri olmayan iki mahkemede, başanyla savunuyorlardı kendilerini.
Sanık Miloseviç'in öldürülmesi, La Haye'deki usulünce Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, Bağdat'taki keyfi Amerikan mahkemesinden ne daha etkin, ne daha yetkin olduğunu gösterdi. Adaletin de izafiyetini ve zafiyetini.
Keyfiyet açık değil mi?