Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Sıcak para seccadesinde namaz

Vatan · 22 Mart 2006

Demokrasiyi bu kadar konuşup demokrasiden bunca uzaklaşan, istikrarı diline dolayıp silkeleye silkeleye elinden düşüren başka bir ülke var mıdır; varsa nasıl bir partinin, hangi akılsız iktidar hırsının kurbanıdır, bilmiyorum.

Türkiye'de AKP, kadrolarını iktidara taşıyan "belki" mumlarını bir bir söndürüyor ve eski kadroların tasfiyesiyle sonuçlanan felaket mekanizmasını kendi elleriyle kuruyor.

Bir iki ay önce bankacı bir arkadaşım cay içmeye davet etti. Odasına girdiğimde başını bilgisayardan kaldırıp: "Borsa yine tavan yapmış, bugün hesabıyla Türkiye'de 40 milyar dolar sıcak pan var, cari açık işte bu!" dedi. Aval aval baktığımı görünce, açıkladı ve vallahi ben bile anladım: Sıcak para dedikleri, paradaı para kazanan uluslararası sermaye sahiplerinin borsada oynadıkları spekülasyon meblağı. Borsaya giriyor, yüklü miktarda hisse senedi, tahvil, bono vb. alıyorlar. Aldıkları kağıtların değeri, arz talep kuralı gereği, onlar alınca yükseliyor tabii. İşte bu spekülatörler, kağıtlar öngördükleri fiyata yükselince geri satıp, kazandıkları farkla çıkıp gidiyorlar.

Kağıtların değeri yükselince çıkıp gidecekleri bilindiği için, üretim ve orta ya da uzun vadeli yatırıma dönüşmeyen bu spekülasyon meblağına "sıcak para" deniyor; garantisi yok, devlet tarafından harcanmaması gerekiyor. Oysa bizim hükümet bu parayı harcıyor, çıkıp giderker "kârıyla" geri vermek zorunda kaldığından Ali'ninkini Veli'ye ve tersi ödemelerle borçlanıyor ve cari açık böyle oluşuyor!

Üstelik arkadaşım, "korkunç" bir laf daha etti: "Türkiye'nin ekonomisi işte bu 40 milyar dolarlık sıcak paranın hareketine bağlı" dedi. "Siyasal bir gelişmeden ürküp ya da uluslararası bir iradeye bağlı olarak bu parayı bir günde geri çekerlerse ekonomi çöker, hükümet bile düşer. Ecevit hükümetine de aynen böyle yaptılar!"

Açıklamayı iyi anladım mı, size doğru

yansıttım mı, emin değilim. Yanlışım varsa, zaten yazarsınız, düzeltirim.

Merkez Bankası, tam da 2001'de ekonominin çökmesine neden olan ve hâlâ altından kalkamadığımız hata tekrarlanmasın diye, para politikasını siyasi iktidarların ivedi ve popülist icraatından kurtarmak için özerkleştirilmişti.

Merkez Bankası, hükümetlerin keyfi iradesine bağlı bir "levazım" amban, iktidarların partici ya da dengesiz, hatta düpedüz oynak yaptırımlarının finansörü olmayacak, siyasal erkin günlük iştah ve ihtiyaçlarına dünya ekonomi konjonktürüne göre cevap veren tarafsız bir kurum olacaktı.

Nitekim bu tarafsızlık politikası en son Süreyya Serdengeçti başkanlığında sürdürüldü. Ancak AKP iktidarı, Merkez Bankası'nı, siyasi iradeye direnerek yöneten Serdengeçti' nin başanlı özerkliğini hazmedemedi, görev süresini uzatmadı. Yerine, Merkez Bankası'nı istedikleri gibi kullandıracak bir başkan atama yolunu seçti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Merkez Bankası'na atananacağı belirtilen kişinin "eski amiri" olması bile, Merkez Bankası'nın siyasi iradeye bağlandığının ilanıdır. Ve bizzat Başbakan'in, atamaları savunmak için öne sürdüğü: "Daha önceki kadromdan birini getiremeyecek miyim? Bunu şimdiye kadar hangi iktidara sordunuz? Bal gibi getiririz," gerekçeleri, Merkez Bankası'nın hükümetten bağımsız ve tarafsız konumunun, AKP iktidarı tarafından hiç mi hiç hazmedilmediğinin, yararının anlaşılmadığının ve kabul görmediğinin kanıtıdır.

Bu kapsamda, ABD'nin çok önemli ağızlardan dile getirmeye başladığı "Türkiye'deki hızlı İslamlastırma süreci" ve "laiklik ciddi tehdit altında" uyarıları, hiç ama hiç hayra alamet değil.

AKP hükümeti, artık sıcak paradan bir seccadenin üzerinde namaz kılıyor. Ancak seccadenin ucunu tutanlar, artık namazı niyazı pek tutmuyor. Bir çekerlerse, yalnız AKP değil, Türkiye şapa oturur.