Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Sorumsuz suçluluk

Vatan · 7 Nisan 2006

Demokrasi, her şeyden önce temeli "agora", yani meydanda atılan açık tartışma rejimidir. Agoradaki taraflardan biri, tartışmak yerine muhatabına saldırırsa, demokratik ortam yok olur ve kaba gücün yengisiyle sonuçlanacak şiddet ortamı başlar.

Demokrasi olgunluk gerektirir. Taraflar, en vahim konuları bile eliyle değil, diliyle seslendirmeyi peşinen kabul etmiş ve sorunları kaba güçle değil, düşünceyle çözmeyi içine sindirmiş olmalıdır.

Demokrasilerde cesaret, karşı tarafa saldırıp kafa göz yarmak, can verip can almak değildir. Demokratik cesaret, önce kendisini sınamaktır!

Türkiye'de, geri kalmışlık ve ezilmişliklerinin sorumlusu olarak T.C.'yi gösterip, demokratik kazanımları "saldırarak" sınayan Kürtler, acaba "makus talih"lerindeki kendi sorumluluklarını üstlenecek kadar cesur mudurlar? Yaşam tercih ve biçimlerinin demokrasiyle ne kadar bağdaştığını sorgulamak cesaretleri var mıdır?

Bu noktada, sözü bir okuruma bırakıyorum:

"Sayın Kırıkkanat,

01. 04. 2006 tarihli yazınızda belirttiğiniz gibi, ben de Türkiye'nin Kürtlere verebileceği hak kalmadığına inananlardanım. Hatta daha da ileri gidip, alacaklı olduğunu bile iddia edebilirim. Bugün Kürtler de barış istiyor, diye politika yapanların sözlerini kanıtlamaları gerektiğine inanıyorum.

Artık her kalkışmadan sonra Doğu'nun ekonomik sorunu çözülemedi, emniyet güçleri çocukları öldürdü, gazeteciler yalan yazdı, diyerek kendilerinden başka herkesi suçlayanları dinlemekten ve okumaktan usandım. Durum, Nasreddin Hoca'nın dediği gibi 'hırsızın hiç mi suçu yok?' halini aldı.

1. Ekonomik sorunu olan bir ailenin 11 çocuk yaparken hiç mi suçu yok?

2. Kepenk kapatıp PKK'ya direnemeyen esnafın hiç mi suçu yok?

3. Olayları yönlendiren ROJ TV kapatılmasın diye imza atan 52 belediye başkanının, hiç mi suçu yok?

4. Cehaletin sorunların kaynağı olduğunu bile bile kızını okula göndermeyen, kızının ezilmesi için direnen babanın hiç mi suçu yok? (Biliyorum ki bu direnç, Kürt kökenli vatandaşlarımız arasında çok daha yaygın.)

5. Devlet Bahçeli'nin MHP'li gençlere çağrısını dengeli bulan, ama aynı çağrıyı Kürt gençlere yapmaktan kaçınan Ahmet Türk gibilerin hiç mi suçu yok?

6. Çocukların kafasına feodal yapıları gereği kan davası, töre baskısı, kin ve intikam duygularını perçinleyen, sonra da bu gençlere suçlu diye Türklerin adresini gösteren aşiret reislerinin hiç mi suçu yok?

7. Hapiste oldukları sürece barış ve kardeşlik laflarını ağızlarından düşürmeyen, serbest kaldıktan sonra ise adını anmayan Leyla Zana'ların, Hatip Dicle'lerin hiç mi suçu yok?

8. Varlığı salt bir PKK'lı öldüğü zaman duyulan İHD'nin hiç mi suçu yok?

Sayın Kırıkkanat, bu listeyi uzatmak hiç zor değil, ama ben burada duruyorum. Kargaşa ve çatışma kurbanı o küçücük çocukların fotoğraflarını görünce, Ahmet Türk'ten de, Osman Baydemir'den de, Aysel Tuğluk'tan da daha fazla içim eziliyor. Onların sorunlarına yardımcı olmak için herkes elinden geleni yapıyor ve yapmalı, ama ben de dahil artık kimse Kürt sorunu diye bir sorun duymak istemiyor Türkiye'de. Zira sorun, bizzat kendileri!

Saygılarımla."

Sayın Kürtçüler, yukarıda okuduğunuz satırların yazarı, adı bende saklı bir KADIN. Sizin kadınlarınız da böyle düşünüp yazabildikleri gün, sizler de geri kalmışlıktan kurtulmuş olacaksınız ve kimsecikler sizi ezemeyecek. Çünkü eşitliği anlamış, çağdaşlığı kabullenmiş, demokrasiyi benimsemiş olacaksınız. Eğitimli insanın, ne Kürt'ü geri kalır, ne Türk'ü. Eğer varsa, hakkını da etnik saçmalıklara dayandırmadan, kör şiddete başvurmadan alır. Çözüm bu kadar basit. Ha gayret!