Yaşasın bizim mutfak !
Vatan · 7 Nisan 2006
Carissima Donatella,
Geçen cuma Vatan İki’deki ilk mektubunla beni katıla katıla güldürdün, bir o kadar da düşündürdün, canım arkadaşım.
Aynı gazete sütunlarında yeniden buluşmamızı, senin torunun o akıllı bızdığın şaşkın bakışları önünde hoplayıp zıplayarak, hatta nefis bir Limoncello’nun hakkından gelerek kutlamıştık ya, o zaman aklıma gelmemişti :
Şekerim, birerden iki oğlu, iki ülkesi, iki evi, iki kültürü, iki dili olan ikimizin yollarının kesişmesi nasıl tesadüf değilse, aynı VATAN’da kavuşmamız da kaçınılmazdı. Ve iki vatanlı sen, VATANİKİ’ye çok yakışıyorsun ! Üstelik mektubundan hayretle öğrendim ki, birbirimizi görmediğimiz zamanlar bile, paralel yaşamlar sürdürüyoruz.
Sen sevgili oğlun Batuhan’ın « şefliği »nde, NTV’de nefis bir yemek programına başlarken, ben de KANALTÜRK’te Basın Köşkü programını pişiriyor, Gerçekler’e de maydonoz oluyormuşum meğer…
Senin programda, tatlı diline « Amdi bey » diye takılan Hamdi Alkan’a tanrısal kolaylıklar, benim Gerçekler’deki Tuncay Özkan ve Kemal Yavuz Paşa’ya sabırlar dileyelim, elden başka ne gelir ?
Basın Köşkü’nde sorun yok, rodajı tamam, yabancı gazeteci dostlarımla iyi bir program yapıyor, habere değişik bir açıdan bakıyoruz.
Demem o ki, ikimiz de televizyoncu olup çıktık. Senin mide, benim kafa çalıştığımız yerde, ya gül biter, ya da biz yorgunluktan düşeriz, ama başarırız arkadaşım !
Ne isteyip de başaramadık ki bugüne kadar ?
Senin yazı ve programlarındaki mutfak kültürünün önemini, Paris’te geçirdiğim bu günlerde, « başarı »nın ne işe yaradığını düşünerek anladım, Donatella. Öyle ya, işte kazanılan başarı, kazanıldıktan sonra ne işe yarıyor, diye sordum kendime. Yaradığı en sürekli işin, iyi yemek, iyi içmek olduğuna karar verdim. Ve senin söylediğin gibi, yemeğin keyif ve mutluluk kaynağı olduğuna.
İşte bu bapta Donatella, İtalyan mutfağının tatlı cadısı sana mutlaka tanıştırmam gereken bir arkadaşım var : Fransız « şef » Philippe Delacourcelle. Aslında tabii ki Daniel’in dostu olan Philippe, kardeşi Marc’la birlikte bir yemek kitabı yazdı, uzun yıllar aşçılık yaptığı Uzak Doğu mutfak hatıratını yayımladı. Kitap bir harika, ama anılar olağanüstü. Daniel ile okuyup okuyup gülüyoruz. Birini sana aktarıyorum :
Şef Philippe Delacourcelle, Malezya mutfağını öğrenimi sırasında, köfte çorbasıyla ünlenen salaş bir kenar mahalle lokantasından haberdar olur. Kerli ferli müşteriler, salt bu çorbayı tatmak için şehir dışındaki bu sade lokantaya akın etmektedirler. Bir gün, arkadaşları Philippe’i de götürürler. Siparişler verilir, yemeklerin hepsi gerçekten lezzetli, köfte çorbası ise müthiştir ! Bir ara, Philippe tuvalete gitmek üzere masadan kalkar. Lokanta salaş ya, tuvalete giden yol, mutfaktan geçer. Philippe de geçerken, görür : Enine boyuna devasa bir aşçı, sağ yanında kıyma harcı dolu bir kazan, sol yanında fokurdayan yağ tenceresi, köfteleri hazırlamaktadır. Öylesine sıcaktır ki mutfak, şişko aşçı beline kadar çıplak ve tabii kan ter içindedir. Sol eliyle kızartma tavasını silkelerken, sağ eliyle aldığı köftelik eti, alışkın bir hareketle midesinin üstüne oturtup yuvarlamakta, ardından göbeğinin usta bir çalımıyla « Pıt ! » diye hoplatıp, kızartma tenceresine atmaktadır ! Ve öylesine antrenmanlıdır ki, bu işlem bir makina dakikliğinde tekrarlanmaktadır…
Donatella’cığım, hayatta bütün mutfaklara başarılar dileyelim ve seninle ben, bir de oğul ve sevgili takımlarımız, Türk, İtalyan, Fransız mutfaklarıyla mutlu olalım, güzel şarapların keyfine varalım, yeter !
Ciao, bella.
Mine