Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Manipüle terör

Vatan · 11 Nisan 2006

Terörizm" kelimesi, tarihte ilk kez Fransız Akademisi 1798 sözlüğünde yer aldı ve Fransa'yı 1793 ile 1794 arasında, yani bir yıl süresince kana bulayan "Zanlı Yasası" nın sonuçlarını ifade etmek için kullanıldı. Bu yasa, devrim meclisine "terör gündemi" olarak sunulmuş bir tasarı olup, oylanmasını izleyen sadece birkaç ay içinde yüz binlerce kişinin infazıyla sonuçlanan; dine, özel mülkiyete ve devrim muhaliflerine karşı bir savaş ilanıydı.

Terörizm kavramı, zaman içinde evrenselleşerek, "kamuoyunu şiddet yoluyla manipülasyon" anlamını kazandı. Terör eyleminin, hedef aldığı kişi ya da kitlenin düşünce, duygu ve davranışını yalnızca şiddet korkusuyla değil, istikrarı yok eden bir güvensizlik tehdidi yaratarak da etkilediği kabul edildi. Bu açılımdan yola çıkarak, "terörizm" in çağdaş yorumuna, "belli bir iradeyi zorla kabul ettirmek için başvurulan her tür şiddet" de eklendi.

Söz konusu ek tanım çok önemli, çünkü terörizmi yalnızca düzen bozucuya değil, düzen koyucuya da yayıyor, başka bir deyişle "şiddete karşı gelişen şiddet" i de terör icraatında buluşturuyordu.

Yurt içinde ve dışında Türkiye'ye yönelik Kürtçülük faaliyetinde bulunanlar, bilerek ya da bilmeyerek, 1985-2000 yılları arasında terörün bu ek tanımına abandı. Güney Doğu'da devletin PKK'ya karşı verdiği düşük yoğunluklu savaşı, olağanüstü hallerin yarattığı ışık geçirmezlikten de yararlanarak, uluslararası platformlarda "devlet terörü" olarak sundular ve AİHM'de açılan davalardan Türkiye aleyhine çıkan kararları da devlet terörü iddiasına kanıt gösterdiler.

Bu on beş yıl boyunca, ister siyasi külahlı olsun ister silahlı, hiçbir Kürtçü hiçbir ulusal ve uluslararası platformda PKK için "terör organizasyonu" demedi! Hatta T. C'ye bağlılık belirten "barış ve kardeşlik" ten yana kimi Kürt kökenli siyasiler, ortalıkta dillendirilmeyen sohbetlerde, terör örgütüne terör örgütü dememeyi, "Kürtlerin (o günler için) mahrum edildiği kültürel hakların gündeme gelmesini PKK'ya borçluyuz. PKK'lılar silaha sar 11 masaydı, hâlâ konuşulmayacaktı" mantığıyla savunuyorlardı.

Oysa 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla başlayıp, AB adaylığının ciddileşmesiyle perçinlenen bir süreçte, en azından 2006 yılına kadar, Türkiye'de Kürtlere yönelik bir devlet şiddetinden söz ettirebilecek tüm parametreler tek tek ortadan kalktı.

PKK ve kışkırttığı Kürtler, hem de çoluk çocuk giriştikleri şiddet eylemleri, yaratmak istedikleri güvensizlik ortamıyla halen Türkiye'de terörün tek taraflı icra adresi. Üstelik, uluslararası platformlar da artık PKK'yı terör örgütü, yöntemini terörizm, eylemcilerini de terörist olarak nitelendiriyor.

Ama hiçbir Kürtçü, banş ve kardeşlikten dem vuran siyasi külahlılar da dahil olmak üzere, hâlâ ve inatla PKK'ya terör örgütü, silahlılarına da terörist demiyorlar, diyemiyorlar!

Şimdi burada, bu noktada, iyi niyetten söz etmek, artık imkânsızdır.

Hele hele Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, çevresine topladığı, kendisine "Kürt sorunu" dedirten ve Türkiyeli'lik bile yedirten, Kürt kökenli akıl hocalarına dayanarak soruna çözüm aradığı bir sırada...

Onlardan biri Amerikalıların huzuruna çıkıp, "başbakan kullanma kılavuzu" sunabiliyorsa, düpedüz kötü niyet söz konusudur.

ABD'ye "Türkiye Başbakanı nasıl manipüle edilir"i anlatan, demek ki Başbakan'ı manipüle etmekte ustadır!

O zaman, Türkiye'de yeniden hortlayan PKK teröründe ve şehit cenazelerinde ABD'nin Irak'taki Kürt politikasının olduğunca, Başbakan'ı çevreleyen kimi manipülatörlerin de vebali vardır.