Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Takiyye zarından namlu zoruna

Vatan · 24 Nisan 2006

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak sınır hattı üzerinde başlattığı harekat, PKK’ya karşı topyekun bir savaş kararlılığının ihtar işaretlerini taşıyor. Olası bir savaşın çapı, yoğunluğu ve süresi konusunda fikir sahibi olmak için, ne askerlik yapmışlık gerekiyor, ne de ilmini okumuşluk. Sağlam bir mantık ve karşılaştırma yetiyor :

Büyük Britanya İmparatorluğu ordusu, hava, kara ve deniz kuvvetleriyle toplam 205 bin mevcutludur…

ABD ve müttefikleri, Irak’ı 176 bin askerle işgal ettiler…

Şu anda Türkiye’nin sınır toprakları ve stratejik bölgelere konuşlandırdığı asker sayısı 200 bine yaklaştı ve sevkiyatın 240 bine ulaşacağına dair haberler, TSK tarafından yalanlanmadı.

Bu demektir ki dünyanın en büyük beş ordusundan biri olan TSK, mevcudunun hemen hemen yarısını Irak sınır bölgesine sevketmekte ve böylece, halen dünyanın yoğunluk açısından en yüksek mevcutlu askeri gücü, Türkiye’nin Güney Doğu’sunda toplanmaktadır.

TSK’nın, sadece dünyanın en büyük beşinden biri değil, en disiplinli iki ordusundan biri (diğeri İngilizdir) ve gerek deneyim, gerekse savaşçılık yeteneğinde « en »lerin ilki olduğu, tarafsız anlamda bir gerçektir.

Bütün bu veriler alt alta sıralanınca, Türkiye’nin Güney Doğu bölgesi ve Irak sınırında henüz « gözdağı» aşamasındaki savaşın da gerek hedef, gerekse çapta büyük olacağının yanısıra, olağandışı bir kararlılık sergilediği açıktır !

Bu yazının konusu, esas olarak bu kararın nasıl alındığı, bu kararlılığa nasıl varıldığıdır. Naçizane bendenizi, göze alınan manevi ve maddi bedelin büyüklüğüne bakarak, işte bu kararlılığın siyasal boyutu ilgilendiriyor.

Hükümetin, önce Şemdinli, ardından Diyarbakır’da yapılan kalkışma provalarının, iç savaş emareleri gösterecek biçimde civar yörelere sıçramalarına rağmen, « Kimse olağanüstü hal beklemesin ! » dediği bir bölgede böylesi bir savaşa hazırlanmak… Kuşkusuz AKP’nin iradesine bağlı bir karar değildir.

AKP hükümetinin, ABD’den Kuzey Irak’ta yeniden palazlanma olanağı bulan PKK’ya karşı önlem almasını ve Türkiye’ye sızan teröristler konusunda yıllardır, aylardır istihbarat talep ettiğini hepimiz biliyoruz. Kös dinlendiğini de biliyoruz.

Amerikalıların, bugüne kadar AKP hükümetine reddettiği -en azından- istihbarat desteğini, şimdi, bölgede 200 bini aşkın asker mevzilendikten sonra Türkiye’ye verdiğini hem de Dış İşleri Bakanı Condaleeza Rice gibi önemli bir ağızdan, daha doğrusu şahin gagasından açıklaması…

Başka bir deyişle, diplomatik lisanı münasiple sallamadığı selamı, lisanı harp nizamına çakması, Türkiye’den beklentilerini uzun süredir uzaklaştığı AKP iktidarından artık açıkça çözüp, TSK’ya bağladığının kanıtıdır.

Eğer yorumda yanılmıyorsam, böyle bir kanıt, önümüzdeki süreçte ABD’nin Türkiye’de sivil iktidardan çok, askerin sözü geçeceğini varsaydığını ve bu durumu kabullendiğini de gösterir !

Son zamanlarda Amerikan basınında yer alan AKP’ye yönelik « devleti İslamlaştırma » eleştirileri ve hükümetin yıkmaya çalıştığı laik rejime, hatta Atatürkçülüğe ilişkin övgüler, zaten böyle bir gidişatın ilk işaretleriydiler.

Ancak ABD’nin kendisine bağladığı umutları birinci Irak tezkeresi, derken « terörist devlet İsrail », ardından Hamas’ın ziyareti, Amerikan düşmanlığını artık gizleyemeyen tabanı vb. ile boşa çıkaran AKP’yi gözden çıkarmasına karşın askere attığı palamar, TSK’nın ABD güdümüne girdiği anlamına, bence gelmemektedir.

Eğer yanılmıyorsam, ABD dün Kuzey Irak’ta kafasına çuval geçirdiği Türk askerine bugün istihbarat veriyorsa, TSK ona değil, kendisi TSK’ya « mecbur » kaldığı, bükemediği bileği öpmek içindir.

Nasıl mı ? Devamı yarına.

------------------------------