Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Takiyye zarından namlu zoruna (2)

Vatan · 26 Nisan 2006

Türkiye’nin Güney Doğusu, İran’ın Kuzey Batısına komşudur. PKK, Amerikan işgali ve desteğiyle oluşturulan Kuzey Irak Kürdistan’ında « ikinci hayat »ına doğarken, yalnız Türkiye’yi vurmak için değil, İran’ı da tartaklamak, hatta tırtıklamak için yapılandı.

5 milyon Kürdün yaşadığı İran’da iki yıl önce kurulan « İran Kürdistan’ında Özgür Yaşam Partisi » PEJAK, ağası PKK’ya doğrudan emir komuta zinciriyle bağlıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Güney Doğu’ya asker yığmaya başlamadan kısa süre önce, İran kendi Kuzey Batı’sında PEJAK’a karşı düzenli ordu harekatına başladı ve hatırlarsanız, Türkiye’ye de « Sen Güney’den, ben Kuzey’den » diye birlikte kıstırmayı önerdi PKK’yı.

İran kimdir ?

ABD’nin şimdiki bir numaralı düşmanı ve yakın gelecekteki hedefi.

PKK nedir ?

ABD’nin doğrudan desteklemese bile Türkiye ve İran’ı kaşısın, hatta kanatsın, ellerini oyalasın diye çaktırmadan gaz verdiği, her halükarda göz yumduğu bir terör örgütü, yararlı bir « parazit ». Amerikalılar, PKK parazitini Kuzey Irak’taki oluşumun mayasına, ya Kürdistan devletinin « resmi » hazmı kolaylaşsın diye katıyorlar, ya da « değiş tokuş » neması olarak tutuyorlar ellerinde. Şahsen, üçüncü bir olasılık göremiyorum ben.

Şimdi, Condoleeza Rice’ın Türkiye’den henüz resmi destek istemese de İran’a olası bir saldırı konusunda « yoklama » yapmaya geldiği günlerde, TSK’nın İran ordusu ile eşgüdümlü olmasa bile tesadüfen karşılıklı dayanışma hallerinde PKK’ya karşı harekata başlaması…

Aynı zamanda, ABD’ye kafa tutmaktır.

Türkiye, bu harekat ve bölgeye yığdığı, Irak’taki Amerikan işgal kuvvetlerinden daha büyük bir orduyla, NATO müttefiki ABD’ye :

« Madem benim düşmanım PKK senin dostun olmasa bile düşmanın olmayabiliyor, senin düşmanın İran da benim dostum değilse de düşmanım olmayabilir… » diye fısıldamaktadır.

AKP hükümeti Rice’la ne görüşürse görüşsün, Kuzey Irak sınırındaki kararlılık gösterisi, sivil değil, askeridir. Ve zaten bu mesajın en büyük avantajı, « takiyyeciler » tarafından değil, askerler tarafından verilmiş olması, TSK’nın « gıllıgışsız » güvenirliğidir.

Şöyle ki… ABD Atatürk ilkelerine bağlı laik cumhuriyetçi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İran rejimini desteklemediğine, işbirliği yapsa bile model almadığına emindir !

Ama pis sakalı ve kokar çoraplarıyla pejmürde molla Ahmedinecad’ın resmini, Türk cumhurbaşkanıyla yan yana koyup, Yahudi düşmanı, ırkçı bir Orta Çağ meczubu İranlıyı, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm ideallerini kişiliğinde taşıyan uygar, vakur devlet adamı Ahmet Necdet Sezer’e tercih edenlere, artık güvenmemektedir !

Başka bir deyişle ABD’nin inayetiyle iktidara gelenlerin, Washington’da imana gelip Ankara’da inkarı bitmiştir.

AKP iktidarının İslamcı gündemi, ABD’yi rahatsız etmezdi, etmemeliydi aslında. Ama AKP, dünyanın « Hristiyan efendisi »nin yüzüne gülüp arkasından intizar ettiğini fazlasıyla belli etti.

Oysa TSK’nın son on yıldaki duruşunu şöyle bir gözden geçirecek olursanız, doğru yanlış, ülkesinin çıkarlarını nasıl görüyorsa ona göre davranan, nerede taviz verip nerede vermeyeceği belli, özüne sözüne güvenilir bir muhatap. Gerek donanım, gerek ittifak anlamında bağlı olduğu ABD’nin düşmanı değil, ama dostluğu da Türkiye’nin yararına gördüğü hizmetle sınırlı. Çuval olayını hazmetmiş değil, kızgınlığı sürüyor. Ancak çuval için yorgan yakmayacak ve intikam uğruna ülkesini tehlikeye atmayacak kadar da sağduyulu.

İşte bu ordu sevkiyat yapıyor Güney Doğu’ya, bu ordu toplanıyor PKK’ya karşı ve ihtar çekiyor ABD’ye. Elbette bu muhatap ciddiye alınır.

Demek yalancının mumu yatsıya, AKP’nin ampulü de « kalk borusu »na kadar yanarmış.

-------------------------------