Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Gitsek de bir, kalsak da bir

Vatan · 6 Mayıs 2006

Renè Descartes, "Gerçeği incelemek isteyen, hayatında hiç olmazsa bir kez, herşeyden kuşku duymalıdır," der. Descartes kimdir? Bugün "batılı" diye özetlediğimiz akılcı düşünce sistematiğinin kurucusu, adıyla anılan kartezyen mantığın babası. Başka bir deyişle çağdaş batı, uygarlık ölçütünü, bilimden düşünceye, "kuşkuyla başlayan sorgu" üzerine kurmuştur.

Kuşku duymak ve sorgulamak, demokrasinin de temel mantığıdır. Niçin düşünce ve ifade özgürlüğü esastır demokraside? Tartışmak için. Tartışma dediğiniz nedir? Karşıt ve farklı fikirlerin barış ortamında özgürce boy ölçüşmesi. Bu ölçüşmede ağır basan görüşün topluma mal edilmesine de zaten demokrasi denir.

Fransa parlamentosu, uzun yıllardan beri ulusu demokratik anlamda temsil niteliğini taşımıyor. Ulus devlet olan Fransa'nın, Katolik'i, Protestan'ı, Yahudi'si, Müslüman'ı, dinsizi, Avrupalı'sı, Afrikalı'sı, Asyalı'sı ile çokkültürlü ve çokırklı bir halkı var. Oysa parlamentoda yalnızca beyaz ırk ve Yahudi/Hıristiyan kökenli Fransa temsil ediliyor. 5 milyon Arap kökenli Fransız'dan ilaç için biri, ne yasamada yer alabiliyor, ne yürütmede. Arap ve siyah Afrikalı Fransızlar ne mecliste temsil ediliyor, ne senatoda. Keza iktidar odaklarında, herkes akça pakça, göçmen kökenliler de (örneğin Ermeniler...) beyaz ırktan.

İşte kendi halkına yabancı, kendi ülkesinin sorunlarına Fransız kalan bu meclis, 18 Mayıs'ta "Ermeni soykırımını inkâr yasağı" yasa tasarısını görüşecek.

Oysa tasarı, her şeyden önce Fransız uygarlığının temeli, kartezyen mantığın inkârı anlamına geliyor. Eğer yasalaşırsa, meclis, ülkenin yalnız siyasal kültürüne değil, demokrasinin esasına da tecavüz etmiş olacak. Çünkü soykırım konusunda gerçeği bulmak için gerekli kuşkuyu ifade özgürlüğünü, dolayısıyla demokrasinin olmazsa olmazı tartışmayı ortadan kaldırıyor.

Ama tasarı yasalaşsın ya da yasalaşmasın, Türkiye ile Fransa ilişkilerini dinamitlemeden önce, Fransa'da polemik yaratacak, siyasal erkle tarihçileri karşı karşıya getirecek.

O Fransız tarihçiler ki, daha altı ay önce siyasileri hedef alan bir bildiri yayınlayarak: "Tarih din değildir. Tarihçi hiçbir dogma, yasak, tabu tanımaz. Özgür bir devlette, tarihi gerçek hakkında ne parlamento, ne de adliye karar verebilir," demiş ve Ermeni soykırımını tanıyan ilk yasa dahil, Fransa parlamentosunun 1990'dan beri çıkardığı 4 "metazori tarih" yasasının iptalini istemişlerdi.

Yeni tasarı, öncelikle 19 tarihçiden oluşan bu bilginler grubunu karşısına alıyor. Yanılmıyorsam, Yahudi cemaatini de.

Çünkü Ermenilerin davası, kanıtlanmamış Ermeni soykırımını, kanıtlanmış Yahudi soykırımına yapıştırmak, böylece tazminat konusunda da Yahudi soykırımı hukuki örneğinden "nemalanmak". Soykırım anma günü olarak 24 Nisan'ı seçmeleri de raslantı değil, çünkü 25 Nisan'da anılan Yahudi soykırımına "arefe"den yamanıyorlar. Yahudiler, bu otlakçılığın farkında. Tasarıya arka çıkmaları düşük ihtimal.

Ayrıca, isyan homurtuları yükselen 63 milyonluk Fransa'da, halkın sorunlarına çözüm üretmek yerine 400 bin Ermeni'nin "soykırım" saplantısıyla uğraşan bir parlamentonun, "Ekmek yoksa çörek yiyin!" diyen Marie Antoinette'in siyasal erkinden farkı yok. Sonu malum.

Türkiye, böyle köşeye sıkışmaz. Kendi halkına Fransız bazı politikacılar, asıl demokrasiyi köşeye sıkıştırıyor.

Bu ülkede bugüne kadar Ermeni soykırımını inkâr eden pek yoktu. Olmadan yasaklanan inkâr, ancak inkâra yarar ve eninde sonunda "soykırım yok" tezini revaçta kılar.

Gerekeni elbette yapalım, ama soğukkanlı olalım. Zaman lehimize çalışıyor.