Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Kadınları seven adam

Vatan · 12 Mayıs 2006

Hayatımın en güzel yıllarıydı.

Her şey, Serra Yılmaz'la başladı. Ne Serra uluslararası bir şöhretti henüz, ne ben yazar. Aynı dili konuşuyor, dünyaya aynı geniş açıdan bakıyor ve iştahla ısırırken yaşamı, aynı yaştaki bebelerimizi büyütmeye çalışıyorduk. Serra Yılmaz sayesinde tanıdım onları. Onlar, Deniz Türkali ve Atıf Yılmaz'dı.

Serra öylesine farklıydı ki zaten, onunla arkadaşlığımın devamında sıra dışı insanlarla karşılaşmak doğal geliyordu.

Muhteşem bir ikiliydi Deniz Türkali ve Atıf Yılmaz. Aralarındaki yaş farkına karşın, tarif edilmez bir aşkla bağlıydılar, çünkü birbirlerine hayrandılar.

Atıf senaryo mu yazıyor, film mi çekiyor ? Başarı mezurası Deniz'di. Dünya alem "iyi" dese, iltifatlara garketse de Türk sinemasının büyük ustasını, âşık olduğu kadının onayını almadan içi rahat etmezdi. Çünkü yalnız ve yalnız, Deniz'in dürüstlüğüne inanır, bir tek onun tarafsız ve çekincesiz eleştirisine güvenirdi.

Deniz Türkali, Atıf Yılmaz'ın hem dürüst eleştirmeni, hem de vicdanının sesiydi. Usta yönetmenin sanatında siyasal inançları ve sosyal ahlakı vardı, pek çokları belkemiğini kıvırıp satarken kimliğini, o ihanet etmedi düşüncelerine, eğmedi başını.

Atıf'ı Yılmaz yapan bu soylu direnişin ardında, Deniz'in destek paydasını göz ardı etmek imkânsızdır.

Kimseye iltifat ettiğim sanılmasın, Deniz benim arkadaşım, evet, ama siyasal anlamda çok uzun zamandır ters düşüyoruz birbirimize. Ben burada yalnızca, Atıf Yılmaz'ın kendisini bunca yıl eğilmeden, bükülmeden ayakta, dürüst ve dik tutan gücü, büyük ölçüde âşık olduğu kadından aldığını vurgulamak istiyorum, o kadar.

Herkes, hepimiz, ona "Atıf" diye hitap ederdik. Bir tek, Deniz "Yılmaz" diye çağırırdı "Kadınları Seven Adam"ını.

İspanyolların "mujeriego" dediği nadide türden dişilik hayranı, kadınlara dair ne varsa ateşli taraftarı, onlara hem sahip çıkan, hem de ait olup şımartılmak isteyen bir erkekti. O, Deniz'e âşıktı ve tüm kadınları seviyordu.

Kadınlar da kıymetini bildi, itina etti ve bu "mujeriego"yu, kolladı.

1980 darbesi Türk sinemasından da haracını almış, film yapımcılığının kanı canı çekilmişti. Cümleten parasızdık, ama hayallerimizle eğleniyorduk.

Bir gece, efsane fıkramız "Aşk Gemisi" böyle hayal edildi. Atıf, sabaha karşı 2'de Türkan Şoray'a telefon edip "Acele gel!" dedi. Usta yönetmenin aklına yeni bir film düştüğünü sanan sinemanın sultanı, vallahi kalktı geldi. Atıf ciddi ciddi projeyi anlatmaya başladı: "Bak, Aşk Gemisi'ndeki en lüks kamara, elbette senin..." Gülmekten bitap dağıldığımızda güneş doğuyordu.

Sonra para kazanmak ihtiyacı ertelenemez hale geldi. Aylarca Atıf'ın tepesinde, "Anılarını yaz!" diye boza pişirdim. Bir gün, "Bak, yazmaya başladım," deyip benden kurtulmak için yazdığı tek sayfalık metni okudu. Resim yeteneği kadar üst düzeyliydi yazı üslubu da. Hemen Cumhuriyet Gazetesi'ne bir haber yaptım: "Atıf Yılmaz anılarını yazıyor," diye. Önce Milliyet, ardından bütün büyük gazeteler, büyük telif ücretleri karşılığında yayınlamak için talip olunca, canım Atıf, oturup gerçekten anılarını yazmak zorunda kaldı!

"Bir Sinemacının Anıları", önce dizi, ardından kitap olarak yayınlandı.

Ve sevgili dostum Atıf Yılmaz, kitabın önsözünde anılarını kimin oldu bittiye getirdiğini muzip uslubuyla açıklayarak, bana da hayatımda aldığım en güzel teşekkürlerden birini verdi.

Ömrüm yeterse, o da bir gün benim anılarımda tuttuğu benzersiz yeri, "yazılı" alacak.