Başınız sağ olmasın
Vatan · 19 Mayıs 2006
Adetten öte bir gelenektir: Devletin yüksek bir temsilcisi öldüğünde hem ailesine hem de devletin diğer üst mevkilerine başsağlığı dilenir.
Hele o devlet temsilcisinin görev başında hayatına kastedilmişse, devlet hedeflenmiş, devlet vurulmuş demektir. Dolayısıyla devlet kurumunun en yüksek katlarına başsağlığı dilemek, şehit verilen hizmetlinin ardından "O, devleti uğruna canından oldu, bundan sonra sizin başınız sağ olsun da, siz devlete sahip çıkın!" anlamına gelir.
Danıştay, laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kalesi ve hukuk devletinin üç temelinden biridir. Danıştay 2. Dairesi Başkanı Mustafa Birden, üyeleri Ayfer Özdemir, Ahmet Çobanoğlu ve Ayla Gönenç'e sıkılan kurşunlar devleti yaralamış ve üye Mustafa Yücel Özbilgen'in şahsında laik cumhuriyetin temsiliyeti öldürülmüştür!
Bu bir suikasttır.
Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin, devletin bekası için çalışırken, görev başında şehit edilmiştir. Vatan savunmasında, laik cumhuriyeti yıkmak, hukuk devletini yok etmek için başkaldıran katil tarafından katledilmiştir.
Acılı ailesine başsağlığı dilerim. Sayın Cumhurbaşkanımız'a, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyelerine, laik hukuk devletinin bekası için yaşayıp çalışan tüm Türk hukukçularına, sivil ya da asker, cumhuriyetin temel ilkelerine inanan ve sahip çıkan tüm yurttaşlarımıza başsağlığı dilerim.
Ey bu ülkenin kurucu ruhunu taşıyan, ilkelerine sadık, ilerici, dürüst ve aydınlık insanları, hepinizin, hepimizin başı sağ olsun, derim.
Ama AKP hükümetine baş sağlığı dilemiyorum!
Başbakan'ından Meclis Başkanı'na, bakanlarından milletvekillerine; hiçbirine, hiçbir AKP'liye başsağlığı dilemek, mümkün değil gelmiyor içimden.
Elbette ki arzuladıkları bir gelişme değildi. Elbette ki şeriatçı hukukçunun laik hukukun en üst temsilcilere sıktığı kurşunlardan, şeriatın laik devlete karşı giriştiği suikasttan haberleri yoktu, suçlanamazlar.
Ama sorumludurlar!
Üst kimlik alt kimlik tartışmasıyla, milli birliğin yerine ümmi birliği geçirmek ve Türk ulusunu etnik cemaatlere bölerek İslami aidiyet şemsiyesi altında toplamaya çalışmaktan, sorumludurlar!
Oysa katil zanlısı, tam da onların "ümmi bütünlük" sentezi ürünü Kürtçü bir şeriatçıdır. Suikast örgütünün de aynı sentezin yavru "kurtları" olduğuna, hiç kuşkum yok.
İslami tesettürü, ülkenin dirliğinden ve ulusun birliğinden daha üstün tutmaktan, bayrak yapmaktan, meydanlarda sallamaktan, hukuk devletini yok sayarak, Anayasa'nın değişmez maddelerini türban uğruna değiştirmeyi düşünmekten ve söylemekten sorumludurlar!
Cumhurbaşkanı'nın, yalnızca yasalara uyarak, salt hukuk devleti kurallarına dayanarak geri çevirdiği anti-laik atamaları, "vekaleten" dayatarak, inatla sürdürmekten sorumludurlar!
İslami tesettüre dair laik cumhuriyet hukukunu hiçe, yargıçları değil ulemayı muhatap saymaktan, sorumludurlar!
Yargı kararlarını eleştirmekten, saldırıya uğrayan Danıştay 2. Dairesi'nin türban kararını kınamaktan sorumludurlar. İslami terörün yönlendiricisi, gözü dönmüş fanatikliğin maşası, hedef gösterdiği kişiler öldürülen, şeriat karasına kan bulaşmış bir gazeteyi, kaybettiği yüzlerce dava ve çarptırıldığı milyarlarca YTL'lik tazminatlara karşın, haciz sürecini işletmeyerek, kapatılmasına engel olmaktan sorumludur, bu hükümet!
Şeriata karşıyız diyememekten, İslami terörizmin adını koymamaktan, sorumludurlar.
Anayasa'nın "laiklik" tanımını inkârdan ve şeriata "layıklık" aramaktan, sorumludurlar!
Bu kadar sorumluluğun sonucu ya itiraf ve nedamet, ya da istifa olmalıdır. Yoksa...
Tesettürle geldikleri iktidardan, tesettürle giderler!