Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Dip dalganın damlası olmak

Vatan · 24 Mayıs 2006

Türkiye, tarihi, coğrafyası ve sosyolojisiyle zor bir ülkedir. Bütün imparatorluk çocukları gibi, bizler de taşınması ağır yüklere doğarız. Eğer çoğunluğun paylaştığını ortak sayarsak, "Türk insanı çilekeştir" saptaması yanlış olmaz. Gerçekten de geçmişten günümüze, biz çekmediysek anamız babamız; onlar çekmediyse atalarımız, maddi manevi acılara doğmuş, bir yerde mutlaka zorluklarla boğuşmuşlardır.

Belki de toplumsal genetiğimizde taşıdığımız zor hatıralar yüzünden, Türkiye'de rahatlık ve huzurun sembolü, sorumluluk almamak, daha doğrusu sorumluluktan kaçmaktır. Bu kaçış, iki şiara dayanır: "Başkasına yaptırabileceğin işi kendin yapma" ve "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın."

Türkiye'de varlıklı, ya da büyük fedakârlıklar karşılığı varlıklı gibi yetiştirilen "iyi" aile çocukları, yoksulluğun ve yoksulların neye benzediğini bilmeden, kalın duvarlarla ayrılmış yetiştiriliyorlar. Toplumsal katmanlar arasındaki bu kopukluk, elbette erişkinler arasında da devam ediyor.

Başka bir deyişle, halkın kalburüstü, kalburaltına hiç ama hiç karışmıyor. Ve bu karışmazlık, üsttekileri alttakilerin sorunlarına yabancılaştırdığı gibi, alttakilerin hem üsttekilere haset beslemelerine, hem de ilkelerini reddine yol açıyor. Nefret ve ret büyüdükçe, en donanımlı, en aydın, en bilge insanlar, kendilerini korumak adına toplumsal sorumluluktan istifayla, "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" şiarını benimsiyorlar.

Türkiye'de iyi yetişmiş yurttaşlar, toplumsal sorumluluk demek olan politikadan kaçtığı içindir ki iktidar bu, muhalefet böyle ve milletvekillerinin çoğunluğu da gördüğünüz gibidir. Çünkü Türkiye'nin seçkinleri, bir partiye üye olup "lümpen"lere karışmak, bulaşmak, halkın tabanıyla söz ve meclis paylaşmaktan kaçarak, yönetimi onlara, çocuklarının geleceğini de onların sultasına terk ettiler.

Oysa kuyudaki yılanlar kımıl kımıl ve zaten kuşatma altındaki kendilerine benzemezi, dokunmadan, ısırmadan geçemeyecek kadar çoğaldılar!

Ama çocuklarımızın kaderiyle birlikte, ülkemizin kaderini de elimize almak, bugün laik cumhuriyet ve demokrasiye saldıran yılanları ezmek, onları besleyen âtıl ya da zehirli zihniyeti değiştirmek hâlâ mümkün.

Çağdaş, laik ve demokratik bir Türkiye isteyen herkesi, inananı inanmayanı, Müslümanı ve gayri Müslimiyle, hepinizi zamanınızdan, rahatınızdan biraz fedakârlığa, herhangi bir partiye üye yazılmaya davet ediyorum. Yurttaşlık bilincine sahip çıkalım, hepimiz fikirlerimize en yakın ya da en uzak birer siyasal partiye katılalım. Ve üyesi olduğumuz partilerin yönünü, programını, ilkelerini belirlemek, yönetiminde etkili olmak, kadrolarını seçmek, hatta kadrolarında yer almak için çalışalım. İşçisiyle, işsiziyle, köylüsüyle, kentlisiyle, bilgilisiyle cahiliyle dirsek dirseğe, kimseyi küçümsemeden, kimseyi aşağılamadan, birlikte çalışalım. Konuşarak, anlatarak, tartışarak hem kendimiz öğrenelim, hem onlara öğretelim. Koltuklarına hırs çivileriyle çakılmış parti liderlerini, rejim düşmanı iktidar kadrolarını ya da ihtiyar heyeti gibi muhalefet saflarını, parti kongrelerinde oylarımızla değiştirebiliriz ancak. Demokrasi, seçimden seçime bir oy değildir, zaten olmuyor! O bir oyu vereceğimiz partiyi, bilfiil içinde çalışarak tabandan biçimlemeye katılmalı, dipten gelecek ve yepyeni liderler çıkaracak dalgayı yaratmalıyız.

Damlaya damlaya dip dalga olur. Cesur ve kararlı doğrunun önünde yenilmeyecek eğri yoktur! Hepinizi siyasal arenaya inmeye, çocuklarımızın makûs kaderini yenmeye, yurttaşlık bilinci içinde çalışmaya çağırıyorum.