Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Cesaret nedir?

Vatan · 26 Mayıs 2006

Yaşadığımız günlerin getirdiği zorluklara karşı iki tür tavır almak olası. Zaten üçüncü bir "soylu" alternatif yok: Ya cesur olacağız ya metin. Sözlükler "cesaret" kavramını, tehlikeleri, güçlükleri göze almayı sağlayan ruhsal güç, korkusuzluk, yüreklilik olarak tanımlıyor. Yani cesaret, zorluk etkisine kafa tutmak tepkisi. Metanet ise tam tersi. Tepki değil. Güç duruma yakınmadan katlanmak, dayanmak anlamına geliyor. Yani metanet, cesaretin bittiği yerde başlıyor.

Çünkü cesarette, bir umut, kazanılacak ya da yitirilecek bir mücadele var. Metin olmaksa, çaresizliği sessizce kabullenmeyi, kaderine rıza göstermeyi, boyun eğmeyi içeriyor.

Yavaş yavaş metanete doğru kaymak zorunda kaldığımız bugünlerde, cesaretin ne olduğu

konusunda çok düşündüm ve Türkiye'de pek çok korkaklık ve alçaklığın, "cesaret" diye yutturulduğunu kavradım birden. Örneğin...

Oruç tutanın değil, tutmayanın dövüldüğü (hatta öldürüldüğü) bir toplumda, orucu övmek mi cesaret ister, yoksa yermek mi? Yermek, değil mi... Alkol içilmeyen mekânlarda, koyup rakıyı önüne içmek midir cesaret, yoksa alkol içilen mekânlarda içmemek mi? Elbette ilki. Çünkü içilen yerlerde ister içer, ister içmezsiniz alkol. Ama birincilerin içki yasağını delebilmek için, epeyce cüret, Deniz Kuvvetleri Komutanı falan olmak gerekir (Bkz. Bir tarihte Güven Erkaya).

Bütün partilerin milliyetçi olup, tüm liderlerin Allah'ın adını dilinden düşürmediği, geniş genelinde politikacıların oruç tutar gibi yapıp uluorta namaz kıldığı ve dini vecibelerini yerine getirmeyenlerin bile "Elhamdülillah Müslümanız" dediği, en sözüm ona laik partide bile seçmenlerin çoğunun dindar olduğu bir ülkede, dini değerleri savunan bir parti kurmak mı cesaret ister, yoksa tersi mi?

Dinsel dogmaların tartışılamadığı bir toplumda, türban ve tesettürün yanında tavır almak mı cesarettir, yoksa karşısında mı? Dogmalan tartışanların tehdit edildiği, hatta öldürüldüğü ama açıkça şeriatı, bazen sulandırılmış dinciliği demokrasi adına savunanların hiçbir tehlikeyle karşı karşıya kalmadığı, hatta övüldüğü bir ülkede, kimdir cesur? Din dogmalarını yermek hak ve özgürlüğünü, her ne pahasına olursa olsun kullanan ve toplumsal akıntıya kürek çeken mi, onları öven mi, yoksa dindar olmasa da kabaran dinciliğin yönünde giden mi?

Din dogmalarını tartışmaya açanlar, tehditle sindiriliyor, bazen de infaz ediliyor. Acaba mümtaz Türk basınında şeriatı ya da dolaylı yoldan sulandırılmış dinciliği, kadın başı yasağını savunan Müslim demokratlar arasında, din düşmanı tınılı bir ölüm tehdidi alan var mıdır? Zaten din düşmanı olunabilir mi, örgütü kurulabilir mi ülkemizde?

Türkiye'nin en tehlikeli, en gözü dönmüş, çünkü beyni kanla yıkanmış kesimi, Hizbullah, İBDA-C gibi din kökenli örgütler. Kim bu bağnazlığın kökenini, yani dayandıkları temeli irdelemeye kalksa, gerçek bir tehlikeyle karşı karşıya ve cesaretle metanet arasında bir karar vermek zorunda.

Ancak Türkiye'de yalnız din konusunda cesur olmak gerekmiyor. Her alanda cesareti ve metaneti yeniden tanımlamaya ihtiyacımız var. Çünkü Türkiye, cesaret diye alçaklığın, metanet diye korkaklığın çarmıhında gerildi bu hallere.

(*) Ey okur! Bu yazım, ilk kez AKP iktidara gelmeden bir yıl önce, 22. 05. 2002'de yayımlandı. Keşke eskiseydi! Ama gördüğünüz gibi, tüm savları gıcır gıcır. 2006 yılında ancak "ayılanlara" ithaf olunur...