Ne oluyor bu çocuklara? (1)
Vatan · 30 Mayıs 2006
Dar gelirli aile çocukları, ama sevgiyle büyütülmüşler, belli. Bakarken yüreğim titriyor: On yedi yaşlarında, pırıl pırıl iki oğul, iki bahar... İkisi de çok akıllı, çok zeki. Her mesleği öğrenebilir, her işi başarabilirlerdi. Ama İstanbul varoşları, kısıtlı bütçe, bir an önce aileye katkıda bulunmak önceliği derken, bir yandan "kuaför" olmak için okula gidiyor, bir yandan da zaten kuaförlük yapıyorlar. Üstelik seviyorlar mesleklerini, mükemmeli yakalamaya çalışıyorlar.
Bir gün, kendilerini kutlayacak oldum, becerileri için. "Demek okulda iyi öğretiyorlar," dedim. Katıla katıla güldüler.
Meğer üç yıllık kuaförlük eğitimlerinin ikinci yılının sonunda, henüz "saç"a dokunmamışlar, saç konusunu bile okumamışlar! Kuaförlüğü çıraklıktan öğrenmiş, salt diploma için okula devam ediyorlarmış.
Şaşkınlığım karşısında, liselerini anlattılar:
Bağcılar MASSİT Mesleki Eğitim Merkezi, diye bir yer. İbni Sina Meslek Lisesi, afili adına ters orantıda yıkılıp dökülünce, İstanbul Matbaacılar Sitesi'nin içine alınmış, bu ad verilmiş. Mesleki eğitim merkezi, "yukarı okul" ve "aşağı okul" diye ikiye ayrılıyor. Çünkü 1999 depreminde zarar gören civar okulların YEDİ yıldır bitmeyen tadilatı dolayısıyla, HÂLÂ okulsuz öğrencilerle dolup taşıyor. Yukarı okul fena değil, ama kuaförlük bölümünün "tıkıldığı" aşağı okulda...
Kaloriferler yanmadığı için iki sobayla ısıtılmaya çalışılan bu bölüme, müdür arada bir uğrarken, üç yıllık kuaförlük eğitiminin ikinci yılında, henüz "saç" dersine geçilemiyor! Matematik ve Türkçe derslerinin yanısıra, tam iki yıldan beri cilt bakımı ile makyaj öğretiliyor ama, o da kitap üstünde. Öğretmen okuyor, öğrenciler de yaz babam yaz, yazıyorlar. Yani ne bir makyaj fırçası alıyorlar ellerine, ne de plastikten bir yüz kalıbı konuluyor önlerine ki, bakımını yapar gibi yapsınlar!
Ama bak, kağıt üstünde bile kuaförlük öğretilmeyen bu gecekondudan bozma meslek okuluna girebilmek için kravat takma zorunluluğu var ve 10 YTL kravat parası ile 30 YTL kayıt parası isteniyor!
***
Yıllardır yapıla bozula, söküle döşene bir türlü oturtulamayan İstanbul kaldırımlarına bakar (sanırım tüm Türkiye kaldırımları da farksızdır) ve harcanan bunca zamana, bunca paraya karşın bir türlü öğrenilemeyen kaldırımcılık mesleğini, hep vasıfsız işçiliğe, eğitimsizliğe bağlardım. Sanırdım ki meslek okulları çoğalsa, "kaldırım nasıl döşenir" dersleri konulsa, sorun çözülür. Ama kuaförlük derslerinin ikinci yılında henüz saça dokunulmadığını duyunca, İstanbul'a kaldırım döşeyemeyenlerin meslek lisesi "makyaj" bölümü mezunu, döşetemeyen belediye başkanlarının da cilt bakımı okuyan kuaförlerden olabileceğini anladım!
Ya da ilahiyatçı turizmcilerden!
Örneğin Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, ilahiyat fakültesinde turizm rehberliği, ilahiyat lisansı yaparken de farkında olmadan şehircilik (!) okumuş olabilir. Ne var ki siyasi tarih ve uluslararası ilişkiler yüksek lisansı yaparken ahalinin anasını ağlatmadan, yolları hallaç pamuğu gibi atmadan ve hiç olmazsa "iki ay" dayanacak kaldırım döşemesini, yol yıkamasını, çöp toplatmasını, kısacası "belediye" hizmetlerini öğrenmediği bellidir!
Ama Ahmet Misbah Demircan'ın ilahiyatçılığını niçin turizm sektörüne aktarmakla yetinmeyip, Beyoğlu Belediye Başkanlığı'na da taşıdığı, zaten bir "kaza namazı" olup, çocuklara okuttuğu trafik kurallarından da bellidir!
Türkiye'de çocuklar üzerinde oynanan tehlikeli oyun ve itildikleri laik ahlak boşluğunda, birbirini "aşk" için öldüren gençliğin hazin yorumu, yarına...