Teşkilat-ı mahsusadan Cıa’ya (1)
Vatan · 6 Haziran 2006
1914 yılı şubatının ilk haftasıydı. Tam bir ay sonra Sultan Reşat'ın yeğeni Emine Naciye Sultan'la evlenip "damadı şehriyari" unvanıyla anılacak Enver Paşa, henüz sadece Harbiye Nazırıydı. Bâbı Seraskeri'deki makam odasında, ampir stili bir kanepede yan yana oturduğu genç subaya:
"Demek aradan geçen zamana rağmen kanaatını muhafaza ediyorsun, Sami bey..." dedi. "Şimdi bu kanaatını tatbik mevkiine koymak elinde olsa, aynı maceraya atılır mısın?"
Genç subayın gözlerinde bir sitem dalgalandı. Cevabı da öyle oldu:
"Siz bu teşebbüse macera diyorsunuz Paşam. Ne macerası? Benim girişmek istediğim, çok geç kalmış bir vazifenin ifasıdır. Elbette hazırım. Şüphe mi ediyorsunuz?"
Osmanlı İmparatorluğu çökerken Türkçülüğe sarılan milliyetçiler, Orta Asya'da Rus ve Çin hegemonyasına giren Türk ellerine dönüyor ve kurtuluşu "Türklüğün ana kaynaklarına yakınlaşma" politikasında görüyorlardı. Bu politikanın adı, Turancılıktı. Ve Enver Paşa, Selim Sami'yle konuştuğu "gizli hizmet"in organizasyonunu Teşkilatı Mahsusa Reisi ve Selim Sami'nin de ağabeyi Eşref Bey'e tevdi etti.
Büyük Turan yolunda, Orta Asya'ya öncü bir heyet gönderilecek ve sahte kimliklerle yolculuk edecek heyet, dava uğruna can vemeye hazır beş kişiden oluşacaktı. Bu beş Osmanlı Türkü, heyet reisi Selim Sami'nin dışında mülkiye mezunu Karaburun Kaymakamı Emrullah, dört yabancı dil konuşan Yüzbaşı Adil Hikmet, Teşkilatı Mahsusa'nın "güzide" komitecilerinden Hüseyin ve yine aynı teşkilatın "mücahit" unvanıyla taltif edilen "kaptan-komiteci"si İbrahim beylerdi.
Selim Sami beyin "heyet reisi" olarak başlayıp "Başbuğ Selim Sami" olarak bitirdiği Beş Türklerin Büyük Turan yollarındaki macerası 9 yıl sürdü ve başlarına, pişmiş tavuğun başına gelenler dahil, gelmedik kalmadı. 1914'te Osmanlı İmparatorluğu'ndan yola çıktılar, 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ne döndüler!
Ne mutlu bana ki, onlardan biri, Karaburun'un Osmanlı Kaymakamı, Malatya'nın cumhuriyet milletvekili Emrullah Barkan'ın oğlu Tanaydın Barkan, eniştemdir! Hem Enver Paşa'nın Turan yollarından perişan dönen babası, hem de annesi Zekiye Hanım'ın Sadrazam Kamil Paşa'nın torunu olması yüzünden babamın "damadı şehriyari" diye çağırdığı, doğduğum günden beri hayatımda var olan Tanaydın Barkan, bana çok emeği geçen bir cumhuriyet aydınıdır.
Son olarak, hep anlattığı, ama yıllardır gözü gibi sakladığı Cemal Kutay'ın "Ana-Vatan'da Son Beş Osmanlı Türk'ü" kitabını verdi elime. Eniştemin babasının da katıldığı çılgınca macerayı öğrenmek istiyordum, şaşkınlık ve merakla okuyorum, ama Beş Türk'ün öyküsünde hiç beklemediğim bir bilgiye ulaştım: Fethullah Gülen "ekolü"nün "temellerine" daldım!
Cemal Kutay'ın kitabına göre, 1914 yılında Büyük Turan'a doğru yola çıkan Beş Türk'e, Osmanlı Teşkilatı Mahsusa Reisi Eşref bey, "Ne bahasına olursa olsun, Kaşgar'a ulaşmaya bakın. Orada kendinizden önce vazife (!) almış olacakları bulacasınız" der. Gerçekten de beş Türk turancı, bir yıl sonra Kaşgar'a vardıklarında, Ahmet Kemal, Dr. Mesut Sabri ve Abdurrahman Şadi beyler tarafından karşılanır. Bu kişiler, Doğu Türkistan'da Osmanlı Türkçesiyle mektepler açmaktadır. Ahmet Kemal, Doğu Türkistan'a birkaç yıl önce gelmiş, "milyoner" Doğu Türkü Bahattin Bay'ın "himmetiyle" önce Rus ve Çin hegemonyasına karşı iman gücünü oluşturacak Cemiyeti İslamiye'yi, ardından Birleşmiş Türkler Öğretmen Okulu'nu kurmuştur!
Fethullah Gülen'in "feyiz" kaynağının devamı yarına...