Aşağı yukarı edep
Vatan · 13 Haziran 2006
Her yazarın bir kafa yiyişi vardır, bendeniz de kalemimi ferah tutar, olaylara «bağlantılı » bakarım. Sılaya vasıl olur olmaz, memleketin en güncel iki meselesini şıp diye teşhis edip, aynı oranda gürültü ürettiklerine bakarak, aralarındaki akrabalığı bulmaya çalıştım. Biri Mehmet Ali Erbil’le ilgiliydi, diğeri Nimet Çubukçu’yla.
Yadellerde izleyemedim, ama anladığım kadarıyla Mehmet Ali Erbil’in tivi programında kıyamet kopmuş, çünkü biri birinin pantalonunu indirmiş ve ünlü gösteri adamı, gösterdiğini kaldıramadığı için olsa gerek, yayından kaldırılmıştı.
Buna karşılık öteki güncel mesele, daha önce Sivas’taki yurtta çocuklara dayak atıldığını duyunca yurtdışından koşup gelen Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun bu kez yurtlardan kaybolan çocukları duyunca yine yurt dışından koştura koştura gelmek zorunda kalışıydı. Doğrusu Nimet hanımın durumuna çok üzülüyorum. AKP’nin hükümet bünyesindeki « eli ayağı düzgünken başı açık » tek kadın olarak yel yeperek yelken kürek dünyada « nümune » diye gezdirdiği bu fedakar bakanımız, çocuklar yok dövüldü, yok kaçırıldı bahanesiyle sürekli Türkiye’ye döndürülüyor !
Şimdi bu iki « haber » arasında nasıl bir bağlantı kurduğumu sorarsanız, doğrusu hiç güç olmadı. Olaylara, önce « hissi kablel vuku » ile « semantik » yaklaşıp kahramanlarımızın soyadlarını hecelere böldüm. Birininki ER-BİL, çıktı, ötekinin ÇU-BUK-ÇU.
Ünlü gösteri adamı Mehmet Ali Erbil pantalon indirildiği için yayından kaldırılan programında, dövük kayıp çocuk esirgememe yurtlarından sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Nimet Çubukçu’yu, « Üzülmeyin Türkiye’nin üretim mekanizması budur, kaybolan çocukların yerine yenilerini yaparız, » diye teselliye çalışmış olamaz mı ?
Ne tuhaftır ki sayın seyirciler, ben de taaa Fransalardan, elimde olmasa bile gözümde benzeri bir haberle dönmüştüm. Geçen hafta, belki de M.A.Erbil’in pantalon indirip kaldıramadığı günlerde, Fransa’daki bir « reality show » programına, homoseksüelliğini vakarla taşıyan Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe’nin sevgilisi Christophe Girard davet edilmişti. Programa iki de mizah sanatçısı katılıyordu. Başlangıçta herşey yolunda gitti, Christophe Girard bir kitap yazmıştı, o tanıtıldı, sonra nasıl olduysa konu, sanırım mizahçılar sayesinde erkeklerin « organ boyutları »na kayıverdi ve o ana kadar ciddi ciddi konuşan Christophe Girard, üstelik eliyle de göstererek : « En büyüğü Bertrand’ınkidir, » demesin mi ?
Platodakiler epeyce güldü, ama seyirciler pek hoşnut kalmadı. SMS aracılığıyla verdikleri tepkiler, Bertrand Delanoe gibi homoseksüelliğini öne çıkarmayan saygın birinin, sevgilisi tarafından böyle rezil edilmeyi hak etmediği yolundaydı.
Ancak Paris Belediye Başkanı’nın, cinsel organını televizyon ekranlarında ballandıran sevgilisi Christophe Girard’a nasıl tepki verdiği, asla öğrenilemedi ! Neden öğrenilemedi biliyor musunuz ? Çünkü ertesi gün, hiç bir gazete, hiç bir televizyon, hiç bir radyoda olaya ait küçücük bir yorum, tek bir kelime bile yer almadı !
1985 yılından beri, üstelik « hariçten gazel okuyan » gazeteciyim, vallahi hangi tutumun daha « gazetecilik » olduğuna karar veremedim, sayın seyirciler.
Ben en iyisi Bodrum Müzesi zindanından kaldırılacak şu Latince levha meselesine bir bakayım. Belki de « Tanrı’nın bulunmadığı yer » levhasını, zaten kimsenin zincire vurulmadığı Bodrum zindanından alıp, hakikilerin sahteleriyle değiştirildiği müzelere, olmadı çocukların kaçtığı esirgememe kurumlarına, olmadı M.A.Erbil’in programına, yani « edep » yerlerine asacaklardır belki.
-------------------------------------