Et baştan kokarmış
Vatan · 13 Haziran 2006
İnsanın, yaşamakta olduğu bir anı daha önce yaşadığı hissine kapılmasına, psikolojide "dèjá vu" fenomeni deniyor. Dèjá vu, psişik fonksiyonların büyük bilinmezlerinden bir halüsinasyon hali. Kesin olan tek gerçeklik, epeyce korkutucu: Arada bir "dèjá vu" hissi yaşıyorsanız, normal sayılırsınız. Çok sık "dèjá vu" hallerine kapılıyorsanız, hemen psikiyatra koşmanızda yarar var...
Oysa benim için çok geç. Ruh doktoruna koşmak bile kesmez, hayatım "dèjá vu" artık. Ya da Türkiye, gerçekleri dönüp dolaşıp aynı yerden geçen fasit bir daire.
Havaalanında bindiğim taksinin şoförü: "Sahil yolundan gitmeyelim, abla!" dedi. Nedenini sorunca, "Bugün pazar. Piknikçiler iş başında, durum rezalet, trafik felaket," demesin mi?
Tam bir yıl önceydi. Tam bu günlerde, yine bir pazar avdet etmiştim İstanbul'a ve tam da şoförün sözünü ettiği sahildeki Mangal Yolu'ndan geçip, "Halkımız Eğleniyor" diye bir yazı yazmıştım. Hayatım değişmişti!
Hem ne değişme...
Önce linç ettiler. Sonra işimden. Başıma pişmiş tavuğun başına gelmeyeni getirmeye kararlıydılar, belli. Ama olmadı. Başaramadılar!
Tam ümüğümü sıkıp sesimi kestiklerini, kürsüden indirdiklerini sanırlarken, VATAN'ın açtığı salah balkonuna sıçrayıp, daha büyük bir kürsüden naralanmaya devam ettim.
Köşe yazarlığımı bitirmeye çalışırlarken, VATAN'a taşıdılar beni. Yazılı basınla sınırlı gazeteciliğimi de, Kanaltürk aracılığıyla televizyona.
Ne diyeyim?
İyi ki varsınız sahtekâr halkçılar. İyi ki varsınız düzenbaz kalemler. İyi ki varsınız yalaka hokkalar! İyi ki varsınız, siz olmasaydınız, nasıl bilinirdi ki doğrunun eğriden farkı?
Geçen hafta VATAN, Florya-Kazlıçeşme sahilinde hem de Dünya Çevre Günü'nde açılan piknik sezonunu, "Yediler içtiler, 1 günde 20 ton çöp bıraktılar!" başlığıyla gündeme getirmişti.
Taksi şoförüne, "Ben de tam o piknikçileri görmek istiyorum, sen çek Mangal Yolu'ndan!" dedim.
Bundan sonrası "dèjá vu". Bir farkla ki, bu benim halüsinasyonum değil, onların kâbusu.
Aradan bir yıl geçmiş. Benim hayatım değişmiş, ama onların kâbusu değişmemiş. Üstelik, kâbus içinde yaşadıklarının, kâbus ürettiklerinin farkında bile değiller.
Bazı karelere baktım ve bir önceki insan topluluğunun geride bıraktığı pisliklerin yanında, içinde oturmaktan, naylon poşetlerin, çöp torbalarının saçıldığı bir alanda yemek yemekten rahatsız olan kimseyi görmedim.
İşte o zaman korktum. Çünkü asıl korkutucu olan, asıl halüsinasyon bu: İnsanların hiç değişmediğini görmek!
Üstelik, bu kez öfkelenmedim bile. Söyleyeceğim söz bitmiş, sayfayı çevirmiştim, ilgisizlikle izliyordum gözlerimin önünden akıp giden bir uygarlık ayıbını ve en kötüsü bu duyguydu: Teslimiyet.
Bu ülkeyi çarpıklığa, çirkinliğe, kabalığa ve suça, hep böyle, hiçbir şeyi değiştirememiş olmanın çaresizliğiyle teslim etmedik mi zaten?
Mangal Yolu'nu ilgisizlikle geride bırakıp eve vardığımda, haber saatiydi, televizyonu açtım: Bir vali bir gazeteciyi dövdürüyor, zapladığım TV kanalları döndüre döndüre saldırı sahnesini gösteriyorlardı.
Hesap soranı önce küfredip sonra dövdüren "adam" Sivas Valisi Hasan Canpolat'mış. Yalnız gazeteci değil, yurttaşlık görevini yerine getirirken hücuma uğrayan ise Hürdoğan Gazetesi'nin sahibi Sirer Doğan.
Vali Canpolat'ın küstah küfürbazlığına bakarken, az önce Mangal Yolu'ndan geçerken duyduğum kokular geldi burnuma, yeniden.
Ve Türkiye'de niye "et"in koktuğunu, hem de "baştan" koktuğunu anladım ben. Ya siz?