Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Pabuçların pahası

Vatan · 27 Haziran 2006

Papuç pahalı" deyiminin Türkçemize hangi öyküyle girdiğini bilmiyorum. Ama Türkiye, "yeni" lirası son iki ayda yüzde 30 eskirken, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın evinde kapı önüne bırakılan çamurlu papuçlan çok, çok pahalı ödüyor diyebilirim!

Piyasa, insan eliyle yoktan var edilen bir uygarlık düzeneği. Gel gör ki bir kağıt parçasının, "para" nın varsayılan değerinden öteye başlatılan bu düzenek, zamanla yaratıcısını aştı ve yalnız insanlığa değil, doğaya bile hükmediyor artık. İşin ürkütücü yanı, piyasanın patronları var, evet, ama hiçbiri paranın hükümdarı değil. Adeta bir doğa hareketini, bir siklonu ya da anti-siklonu izler gibi, bizzat kendilerinin yaratıp bağımsız kıldığı piyasanın bir hamle sonraki davranışını "tahmin" yoluyla, dolaylı yönetebiliyorlar parayı.

Yaratılanın yaratanı yönettiği bu yapay düzeni incelemek, hareketlerinden yararlanmak ve izafi anlamda denetlemek bilimine "piyasa ekonomisi" dediler. Üstelik, küreselleştirdiler!

İyi ya da kötü, ekonomi küresel ve bizler, değiştiremeyeceğimiz bir gerçekle karşı karşıyayız. Ancak, olguya felsefi anlamda yaklaşır ve ta işin başında "var olduğu sayılan" bir değer ölçüsü, paraya dayandığını hatırlarsak, piyasa ekonomisinin psikolojik etkenlere bağımlılığı da kaçınılmaz.

İşte bu bağlamda Türkiye, küresel ekonominin geçtiği dar boğazda en büyük dalgayı yemiş ve yiyor olmayı, hem de çok büyük ölçüde, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın "arka bahçesi" ne borçludur. Çünkü kişilik çapı, bir bütündür. Evde köylü, sokakta kentli olunmaz. Tersi de mümkün değildir. Eğer kişi, dünyanın en iyi okullarında aldığı eğitimi, özel yaşamının estetiğine yansıtamamışsa, vizyon sahibi de olamaz.

Daha doğrusu, vizyonu olsa bile inandırması güçtür.

Türkiye'nin iki ay önceki "güllük gülistanlık" ekonomisi, tamamen psikolojik bir güvene dayanıyordu. İki ay sonra Durmuş Yılmaz'ın tetiklediği "psikolojik güvensizliği" ödüyor. AKP hükümeti ise, hem yaratıp kendisini de inandırdığı sanal bir sağlamlığın hem de her koltuğa "odun koysam doldurur" mantığının faturasını seyrediyor.

Sarsıntı küresel. Merkez Başkanı kim olsa, Türkiye de sarsılırdı. Ama bu kadar mı? Tüm dünyada parası en yüksek oranda değer kaybeden ülke olacak kadar mı?

Şimdi kan kaybını durdurmaya çalışıyorlar. Oysa bunca kanamamak mümkündü.

İş dünyası, TÜSİAD aracılığıyla uyarmıştı: Merkez Bankası'nın başkanlık koltuğuyla oynamanın nasıl bir güven erozyonuna yol açacağını hükümetten başka herkes öngörüyordu. VATAN'ın ekonomi yazarları, "kafası kapalı hanım" ölçütüyle bağlı olmayan uzmanlar, defalarca duyurdular ekonomide çalan alarm zillerini.

Sadece aptal olmayan biri sıfatıyla yazdığım, bu sütunda 22 Mart 2006'da yayınlanan yazım, "Demokrasiyi bu kadar konuşup demokrasiden bunca uzaklaşan, istikran diline dolayıp silkeleye silkeleye elinden düşüren başka bir ülke var mıdır? Varsa nasıl bir partinin, hangi akılsız iktidar hırsının kurbanıdır," diye başlıyor ve: "AKP hükümeti, artık sıcak paradan bir seccadenin üzerinde namaz kılıyor. Ancak seccadenin ucunu tutanlar, artik namazı niyazı pek tutmuyor. Bir çekerlerse, yalnız AKP değil, Türkiye şapa oturur," diye bitiyordu.

Seccade çekildi. Döndük mü yeniden önlem paketlerine! Paket paket içinde, açıp saçıyorlar. Yeni bir sıcak para seccadesi bulmayı umuyorlar.

Oysa biz bu paketleri daha önce görmüştük. Sonuncu paketten, seçimden seçime "uçuran seccade" çıkar! 146