Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Ego tıkaçları

Vatan · 28 Haziran 2006

Juan Peron, Arjantin tarihinin büyük despotudur. Kendisini, "Evita'nın kocası", diye tanıtırsam, belki daha iyi hatırlarsınız.

"Evita" müzikaliyle ölümsüzleşen Eva Peron'un hayatı, kuşkusuz lider kocasından çok daha ilginç. Ama kitaplarımı karıştırırken, Juan Peron'un öyle bir lafına rastladım ki, adeta Türkiye için söylenmiş gibi:

"Biz Arjantinlilerin en baskın özelliği, kesin gerçeğin bizim gerçeğimiz olduğuna inancımızdır. Arjantinli yurttaşlarım her gün kapımı aşındırıyor, her biri beni kendi gerçeğinin tek ve değişmez olduğuna inandırmaya çalışıyor. Ne yapabilirim ki ? Hepsine inanıyorum tabii!"

***

Geçen gece politikaya yeniden döneceğini muştulayan Mesut Yılmaz'ı dinlerken, galiba ben de aynı ruh hali içindeydim. Mesut Bey, üç yıl önceki Yılmaz değildi. Ağzından tam da benim duymak istediğim sözler dökülüyor, hemen tüm analizlerini paylaşıyordum. Üç yıl politikadan uzaklaşmak, eski ANAP liderine bütünü düşünmek fırsatı vermiş, Türkiye ve dünyayı birlikte yorumlayan bir vizyon kazandırmıştı. Kendi kendime, "Değişim işte böyle olmalı!" dedim. Mesut Yılmaz, geçmişteki yanlışlarından bir öğreti çıkardığına, merkez sağda iyi bir alternatif oluşturabileceğine, neredeyse inandırdı beni.

Sonra durup, niçin bu kadar çabuk inandığımı, neden çekincelerimi böylesine kolay kaldırıp bir kenara koyabildiğimi, sorguladım. Yanıtı, Juan Peron'un sözünde buldum. Mesut Yılmaz, "benim" gerçeğimi dile getirdiği için "doğru" konuşuyordu. Benim düşüncelerimi paylaştığı için "gerçeğe" ulaştığına inanıyordum.

İyi de, ya bu gerçek, gerçek değilse? Ya yanılıyorsak, ya "doğru" olan gerçek değilse?

Hayat, herkes için gerçekleşmeyen "doğru"larla dolu değil midir?

Gerçek olan her zaman doğru mudur?

Hayır. Hatta Türkiye özelinde düşünecek olursak, tam tersi. Gerek siyasal, gerek sosyolojik tarihimizde doğrulardan çok yanlışlar gerçekleşmedi mi?

Demek ki "gerçek" dediğimiz olgu, mutlaka doğru yol, doğru karar değil, silme yanlış da olabilir.

***

İşte bu noktada, VATAN'ın son seçim anketini başka bir gözle yorumlamak gerektiğini düşündüm: Anketin örneklemesinden hesaplamasına, "doğru" sonuçları yansıttığına kuşku yok. Ama sonuçların doğruluğu, hangi gerçeği ifade ediyor? Belki de gözümüze görünen değil, sotaya yatmış, keşfedilmeyi bekleyen bir gerçek gizli bu anket sonuçlarında.

Kuşkusuz yine izafi, çünkü "benim" gerçeğim. Ama ben bu kamuoyu yoklamasından, Deniz Baykal'ın bir sonuç çıkarması gerektiğine inanıyorum. "Cumhurbaşkanı kim olmalı?" sorusuna, "Ahmet Necdet Sezer" diyenlerin oranı, "Tayyip Erdoğan" diyenlerin iki katı! Hatta AKP'ye oy vereceğini belirten deneklerin yüzde 10,3'ü bile cumhurbaşkanı olarak Sezer'i tercih ediyor.

Demek denekler Cumhurbaşkanı Sezer'in dürüstlüğünü, sadeliğini, devlet görüşünü benimsiyorlar, oysa aynı değerleri paylaşıp taşıyan Baykal'ın liderliğindeki CHP'yi iktidarda istemiyorlar. Ve yeter ki CHP olmasın diye, Sezer'de sevdikleri değerlerin taban tabana zıddı AKP'ye hükümet vermeye hazırlar.

Bu durum, bir tepkidir. CHP'ye değil, Deniz Baykal'ın başkanlığına bir tepki.

Sayın Baykal, böylesine bir istenmezliği hak etmiş midir, sorun bu değil. Ortada doğru ya da yanlış, ama bir "gerçek" var. Ve Deniz Baykal'ın başkanlığı, CHP'nin yolunu tıkıyor. Hırsına yenilmeyecek kadar yurtsever bir politikacının, yanlış ve haksız bile olsa bu gerçekten doğru bir vazife çıkarması, "ego"sunu feda edip yoldan çekilmesi gerekir... Diye düşünüyorum.