Sanat niçin zararlıdır?
Vatan · 30 Haziran 2006
24 Haziran Cumartesi günü, bu sütunda "Magandalık Sanatlar" başlığıyla yayınlanan yazımda, Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nde okuyan bir öğrenci velisinin mektubunu yayınlamıştım. 12 milyon nüfuslu İstanbul'da, "güzel sanatlar" eğitimi veren tek devlet okulu bu lisenin müdürü Fatih Onur'un "sanat düşmanı" olduğu iddiası, yalnız benim yayınladığım mektupta değil, başka gazetelerde de daha önce yer almıştı. Mektupta Müdür Onur'un, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından korunduğu, hatta İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey'e bizzat Bakan tarafından telefon edilerek yerinde bırakıldığı ileri sürülüyordu.
Yazının yayınlandığı gün, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu aradı. Okul müdürü Fatih Onur'la aynı ilde doğmuş olmanın dışında hiçbir ilgisi bulunmadığını, kendisi hakkında kimseye de telefon etmediğini kesin bir dille belirtti. Hatta, "Sizden önce, İstanbul Milli Eğitim Müdürü'nü aradım, ben size Fatih Onur hakkında telefon ettim mi, diye sordum, bana estağfurullah, diye cevap verdi," dedi.
Sayın Bakan'a, her şeyden önce yazıda yaptığım çağrıya cevap vermek nezaketini gösterdiği için teşekkür ederim.
Dün, bizzat Okul Müdürü Fatih Onur'dan bir e-posta aldım. "hançeri takdir ettiği bir yazardan yemek," kendisini çok üzmüş ve "Keşke azıcık beni araştırsaydınız. İddia edilenin tam tersi bir insan ve eğitimci olduğumu görürdünüz," diyor. Ben de kendisine, sanat düşmanı ifadeler kullanıp kullanmadığını sordum ve hakkındaki iddialara vereceği cevapları, sütunumda yayınlamaya hazır olduğumu bildirdim. Bekliyorum.
Velilerin karşısında Okul Müdürü Fatih Onur hakkında atıp tutan, hatta Bakan Aksu koruduğu için kendisine dokunamadığını fısıldayan İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey'den, tıs yok. Hiçbir hükümetin değiştirmediğine bakılırsa, Balıbey, sanırım velilerle veli, müdürlerle müdür, bakanlarla "estağfurullah beyefendi" olarak herkesle her zaman iyi geçinmenin yolunu bulmuş. Gaz verip gaz alıyor, her sorun olduğu gibi, kendisi de yerinde kalıyor.
***
Keza, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'ten de hiçbir cevap gelmedi. Hat sanatı, ebru zanaatı, dümteka musiki öğreten bir okul olsaydı, belki ilgilenirdi. Ama "batılı" güzel sanatlar eğitimi veren bir lise, "o" zihniyette, "olsa da olur olmasa da"nın ötesinde, caydırıcı bir yönetim tarafından torpillenirse, İslami kültüre hizmet sayılır, tersi değil!
Zaten İzmit'te gar bahçesine terk edilen Roma heykellerine saldırmak, böyle bir "kültür hizmeti"dir. Bu zihniyetin tetikçileri barbarlar, kafalarındaki ayıpların rengini yeri doldurulmaz, eşi bulunmaz sanat eserlerine kusar, cansızına bile tahammül edemedikleri insan güzelliğini siyaha boyarlar! O zihniyet, suretine tahammül edemediği kadın ve erkeğin canlısını da kara çarşaflara, kara cüppelere sarar zaten. İçlerindeki saldırganlık, zaten göz açlığının bir sonucudur. Kız oğlan, küçücük çocuklara tecavüz eden, kimini boğup öldüren de onlardır, yolda yürüyen kadına hiç olmazsa omuz atarak dokunan, yiyecekmiş gibi bakan da onlar. Mermer heykellerin güzelliğinden gocunanlardır, iki genç el ele dolaşıyor diye kurşun yağdıranlar.
Oysa...
Resim seven, heykel seven, klasik batı müziğinden hoşlananlar, "töre" cinayeti işlemez. Güzel sanatlar okuyan, güzel sanatlar öğrenen çocuklar, ayıplarla, günahlarla manipüle edilemez, çünkü gerçek sanat beyni özgür kılar, gerçek kültür iradeyi bağımsız.
Zaten bütün sorun da budur. Özgür beyin ve bağımsız irade sahibi bir gençlik, "o" zihniyeti yıkacak yegâne güçtür, yani tehlikelidir!