Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Kültürde inkar,kimlikte iflas

Vatan · 1 Temmuz 2006

Birbiri ardına patlayan "sahte eser" skandalları, Türkiye müzelerinin talanı anlamına geldiğince, dünya kamuoyunda Anadolu topraklarının kültürel zenginliğine dair Türkiye'nin taşıdığı sorumluluğa güveni sarstı. İşsiz bir arkeologun bu konuda kaleme aldığı ilginç yorumu, biraz kısaltarak bilginize sunuyorum. Bir gün bir müzede iş bulursa, hiç güvenmediğim bu hükümetin hışmına uğramaması için de, adını saklı tutuyorum:

***

Son altmış yıldır, bizden değil diye yok saydığımız, oysa bu toprakların özgün tarih ve kültür varlıklarına olan bakış açımız, son sahtekârlık olaylarıyla dünyanın gözleri önüne serilmiştir. Malazgirt Savaşı'ndan öncesini kendinden saymayan bu anlayış, on yıllardır göz ardı edilen ve ancak küçük bir azınlığın sahip çıkmaya çalıştığı bir kültür birikimini, silip atmaya kararlı görünüyor.

Öyle görünüyor ki, "oyun" müzelerimizi satmak üstüne ve gayet planlı. Kıyılar, kamu kuruluşları vb. derken sıra galiba müzelerimize, yani bizlerle bu toprakların tarihi arasında köprü kuran ve hiçbir zaman sahiplenmediğimiz "İslam öncesi" kültür mirasına geldi. Ne acıdır ki vazgeçtikleri bu miras, Anadolu üzerinde emelleri olanların zaten yüzyıllardır sahiplenmeyi arzuladığı mirastır. Arkeoloji, tarih ve politika arasındaki ilişkileri incelemek, Batı politikalarına bu gözle bakmak, sanırım ne demek istediğimin anlaşılmasına yeter.

Ulu önder Atatürk'ün, tam da söylediğim nedenlerle sahiplenilmesine özen gösterdiği ve bir uygarlıktan diğerine kurmaya çalıştığı kültür köprüsüne, tarih bilincinden yoksun bir toplum ve yöneticileri sırtlarını çevirmiştir. Bizi dünya karşısında köklü ve gururlu kılan yegâne varlığımızın bu zenginlik olduğunu unutmuş ya da görmezden gelmişlerdir. Zenginliğin salt para olduğunu düşünen sığ kafalar, bu toprakların tarihini de parça parça satmaktan, peşkeş çekmekten geri durmamışlardır.

Uşak, Gaziantep, Bodrum ve sıradakiler... Kovuşturma, soruşturma yapılmadan üretilen çözümlerin anlamı nedir? "Satılık müze var!" mı?

Gerekli ödeneğin sağlanmadığı, uzman personelin eksik olduğu, onlarca arkeoloji müzesinin "olanaksızlıktan" kapalı olduğu bir ülkede, kültür politikasından elbette söz edilemez! Hükümet görevini yerine getirmektense, satıp kurtuluyor.

Son müzayede, tarihimiz üstünde yapılacak gibi görünüyor. Yerel yönetimler yasasının müzelerimizi ilgilendiren bölümleriyle "tesadüfen" pek çakışan son olaylar, ne yazık ki bu gidişatı doğruluyor. Kültür Bakanı Sayın Koç, Hürriyet Gazetesi'ne devletin kültür varlıklarına sahip çıkamadığını ve yeterli hizmeti sunamadığını boşuna mı itiraf etti? Özel müzelerin ne kadar güzel birer işletme olduklarını rastgele mi ifşa etti?

Cumhuriyetimizin Kültür Bakanı, devletin tarih-kültür konusunda iflas ettiğini açıklıyor ve bu kötü durumdan kurtulmanın yolunu müzelerimizin özelleştirilmesi olarak gösteriyor. Üstüne üstlük, "700 uzman arkeologa ihtiyacımız var," derken, hiç mahcup görünmüyor. Oysa yüzlerce uzman arkeolog, sokaklarda işsiz ve umutsuz geziyor. Yıllardır bir kadro için bekleyen arkeologların gözlerinin içine baka baka, 700 uzman arkeolog ihtiyacından söz etmek nasıl bir kültür politikasıdır? Çözüm belliyken hiçbir şey yapmamak ve sorun büyük boyutlara ulaştığında sırtından atıp "satarak" kurtulmak, nasıl bir planın parçasıdır?

İşsiz bir arkeolog olarak, benim gibi yüzlerce meslektaşımla birlikte çaresiz izlediğimiz bu manzaraya tahammül zor. Yaşadığı toprakların geçmişini inkâr eden bir zihniyet, gelecekten ne bekliyor olabilir? Zaten geleceği var mıdır?