Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Milliyetçilik ve zürriyetçilik

Vatan · 7 Temmuz 2006

Küreselleşmeye hazırlanan dünyada kavimleşme eğilimlerinin pıtrak gibi çoğalması; toplumlarda mikro ve makro iradelerin çatıştığı bir sürece denk geldi, sevgili okurlar. Biraz ukala ve epeyce bilimsel görünmesine karşın, bu tespit basit ve anlaşılır örneklere dayanıyor. Tıpkı evrenselleşme, yani küreselleşme içinde patlak veren kavim milliyetçilikleri gibi; toplumların iç yapılarında da bugüne değin çoğunluğun eğilimleri üzerine kurulan düzenlerde, küçük ve özgün azınlık hakları ve ayrıcalıkları önem kazandı. Örneğin genel yapısı heteroseksüel toplumda, eşcinsel azınlıklar özgünlüklerini savunarak, çoğula tanınan hakları istedi ve kimi ülkelerde aldı. Daha mikro bir örnek, çoğulun yapısına göre verilen sosyal hizmetler özürlülere göre de düzenlenmeye başladı. Konuda çok geriden gelen Türkiye'de bile, özürlülerin binebileceği otobüsler, tekerlekli iskemleler için ayrı geçitler, özel asansörler gibi uygulamalarla büyük mesafeler kaydedildi. Demek ki, toplumların makro yapısında kendisine yer açan mikro öğeler ile küreselleşmeye doğru giden ulusların içinde baş gösteren azınlık milliyetçiliği çakışıyor, örtüşüyor.

İsteyerek ya da zorla bir ulus potasında eritilen kimi topluluklar, ulusal bünyede görece bir hürriyet talep ediyor, milleten ayrışmayı da din, dil ya da ırk zürriyetine dayandırıyor. 21. yüzyılda zirveye vuracak bu sosyolojik eğilim, umarım yanılıyorumdur ama pek çok milletin parçalanmasıyla sonuçlanacak. Belki de devlet, demeliyim millet yerine. Çünkü parçalanmaya aday milletlerin gerçekten millet oldukları nereden belli ve zaten 'millet' ne demek?

Fransız tarihçi ve düşünür Ernest Renan, 11 Mart 1882'de Sorbonne Üniversitesi'nde verdiği "Millet Nedir?" konulu konferansta, kavramın tarihçesi üzerine uzun bir incelemesinin sonucunu şöyle açıklar: "İnsanoğlu ne ırkının, ne dilinin, ne dininin, ne de nehir akışları ya da sıradağların tutsağıdır. Aklıselim ve yüreği sıcak insanların ortak vicdan bilinciyle oluşturdukları geniş topluluklara, millet denir. Bu vicdani bilinç, gücünü bireyin toplum lehine yaptığı fedakârlıklarla kanıtladığı sürece meşrudur ve var olmayı hak eder. Sınırları kuşku ve tartışma konusu olduğunda, tarafların fikrine başvurulmalıdır." Ernest Renan, söylevinin başında bir kehanette de bulunur ve: "Büyük ihtimalle gelecekte bir Avrupa Konfederasyonu, Avrupa milletlerinin yerine geçecek" der. Bildiğiniz gibi AB, böyle bir konfederasyonun ilk adımlarıdır. Ancak Renan'ın görüşleri ve kehaneti dünyadaki tüm uluslar için geçerli midir? Hayır.

Millet tanımı doğru olsa da, Renan'dan bu yana epeyce dinci, dilci ve ırkçı milliyetçiliklere tanık oldu ve olmakta dünya. Oysa bu öğelerden hiçbirinin karışmamış, arı duru olduğu söylenemez. Ama bazı topluluklar, ortak vicdan bilinci olarak bu öğelerle tanımladı 'millet' kavramını. Önümüzdeki yüzyılda acaba hangi görüş kazanacak? Çoğul makro millet kavramı mı, yoksa tekil özelliklerden yola çıkan mikro millet anlayışı mı? Bilinmez.

Tek bilinen, her etkinin tepkiyi, her akımın direnci birlikte getirdiği. Dolayısıyla küçük birimlere parçalanma tehlikesiyle karşılaşan milletler elbette direnecek. Bu mücadeleden büyük olasılıkla, azınlıkları korkunç baskılarla bünyesinde eriten üniter devletler ya da federasyon sistemini, örneğin İsviçre gibi, tarihsel ve eşit temellere çok sağlam oturtmuş olanlar galip çıkacak. İki cami arasında binamaz kalanların ya da ortak bilinçle bir millet yaratamayanların yitirecekleri, parçalanacakları kesin. Yugoslavya ve Çekoslovakya'yı örnek olarak göstermiyorum. Çünkü zaten yapay birliklerdi. Ama İspanya, Belçika, hatta İtalya, bu görüşü doğru ya da yanlış çıkaracak laboratuvarlar.

Tabii bir de, Türkiye laboratuvarı var!