Sekizinci gün
Vatan · 11 Temmuz 2006
Cherokee'ler, her zaman cip değildir. Asfalt kovboylarına 200 milyar liralara satılan arazi cipleri olmadan önce, insandılar. Kızılderili dedikleri, doğanın özene bezene yonttuğu o bakır tenli insanlar. Avrupa'nın safrası tarafından işgal edilen toprakları, bugünkü Kuzey ve Güney Carolina, Georgia, Tennessee ve Alabama eyaletlerinin tamamına uzanıyordu. Üstün ırk beyazlar bulaşıcı hastalıklarıyla gelmeden 30 bin candılar, 18. yüzyılın başında 16 bin kaldılar. Önce Avrupa'nın safrasından kaptıkları hastalıklardan telef oldu yarısı. Geri kalanı ise...
ABD Başkanı George Washington, kafaya koymuştu: Kızılderililer ten renginden değil, göçebelikten geri kalmıştı. Beyazların muasır medeniyet seviyesine ulaşmaları için yerleşik toplum olmaları gerekiyordu. Avcı Cherokee'ler çiftçi olacak, doğa tarafından değil okulda eğitilecek ve tabii dağa taşa değil, yerleşik Hıristiyan Tanrı'sına tapındırılacaktı. Ancak hümanist ve ilerici diye sunulan bu fikrin ardında, yerleşik topluma geçen Cherokee'lerin artık onca araziye ihtiyaçları kalmayacağı, dolayısıyla topraklarını beyazlara satacakları, üstelik tarım işçisi olarak çalıştırılabilecekleri hesabı vardı.
Washington'ın iki yüzlü "insancıl" programı, Cherokee'ler tarafından çoşkuyla karşılandı. Hızla değişmeye başladılar. İsimlerini değiştirdiler. Kızgın Boğa'lar, Ay Işık'ları, Billur Su'lar John oldular, Jimmy oldular, Smith oldular. Hz. İsa'ya ve anası Meryem'e, biraz zor ve daha yavaş oldu ama, gönülsüz mönülsüz tapındılar sonunda. Yerleştiler, okudular; çiftçi, rençber, zanaatçı, tüccar ve avukat, hatta gazeteci oldular. Bir gazete bile çıkardılar: "Cherokee Phoenix". Bir fikir kulübü ve bir müze kurdular. 1822 yılında "yüksek mahkeme"lerini yapılandırdılar, 1827'de federal yasalara uygun bir anayasa kabul ettiler.
George Washington'ın uygarlaştırma programı dört dörtlük bir başarıya ulaşmış, Amerikan toplumu içinde erimeye hazırdı Cherokee'ler.
Cherokee anayasasının yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra, su yemiş bizon yünü gibi küçülen, ama hâlâ onların mülkiyetindeki Georgia topraklarında zengin Altın damarları bulundu. Üstün beyazlar, altın madenlerini herhalde eninde sonunda ikinci sınıf, çünkü Kızılderili Cherokee'lere bırakmayacaklardı.
Yıl 1830, ABD Başkanı Andrew Jackson'dı. Amerikan Senatosu, Cherokee'lere ait 400 bin hektar "verimli toprağa" el koymaya ve 16 bin Cherokee ile toplam 100 bin Kızılderiliyi Missisippi Nehri'nin ötesindeki Oklahoma'ya sürme kararı aldı. 1832 yılında, Cherokee lideri John Ridge, şöyle yakarıyordu beyazlara: "Avcılık ve savaşçılık geleneklerimizi bırakmamızı istediniz, bıraktık. Cumhuriyetçi bir hükümet kurun dediniz, sizinkini örnek alarak kurduk. Toprağı işleyin, zanaat öğrenin dediniz, yaptık. Putlarımızı inkâr ettik, sizin tanrınıza tapmamızı istediniz, taptık..."
Ama işe yaramadı. 28 Ağustos ile 4 Aralık 1938 arasında, her biri 1200 Cherokee'den oluşan 13 konvoy insan sürüldü Georgia'dan. Federal ordunun silahları arasında üç yoldan sürülüyorlardı. En ağırı ve en çok ölü bıraktıkları, "Gözyaşı Yolu" adı verdikleri ve 1500 kilometre yürütüldükleri kuzey güzergâhıydı. Missisippi'yi aşıp Oklahoma'ya, 17 Ocak'la 18 Mart 1939 arasında vardıklarında, tehcir kafilesindeki 16 bin Cherokee'den 12 bin can kalmış, 4 bin insan ölmüştü yollarda.
Ama bitmedi sömürü ve katliam. 20. yüzyılın başında Cherokee'lere verilen Oklahoma topraklarında petrol bulundu bu kez. Ve yeniden sürüldüler.
Bugün Cherokee'ler ve tüm Kızılderililer, ABD toplumunun en alt, en yoksul katmanını oluşturuyor. Ve onlar, doğaya saygılı bir kültürün canlı temsilcilerinden çok, yaşayan ölüleri artık.
Bir gün bir haftanın sekizinci günü olacak ve sekizinci gün, tanrı müsvetteleri için çalacak çanlar. Sekiz devrildiğinde, sonsuzluk simgesidir çünkü ve tarih silbaştan yazar.