Kur’an’ı okumak
Vatan · 21 Temmuz 2006
Havaların sıcak ya da soğuk, "çok" olmamasından yararlanarak İstanbul'u denizden ve karadan harmanlıyorum. Kısacık metromuza hayranım, tramvaya bayılıyorum, Taksim-Kabataş füniküleri açılır açılmaz teftiş edildi tarafımdan, profesyonel bir yaya, üstelik Parisli bir İstanbullu olarak toplu taşımacılık konusunda son yıllarda yapılan çalışmaları hem beğeniyor, hem destekliyorum.
Haliç'e yıllardır deniz yoluyla gitmemiştim. Neden derseniz, son gittiğimde midem bulanmış, yerkürenin sayılı harikalarından bu doğal limanın kubura dönüşen sularından yayılan "görüntülü" kokuya tahammül edememiştim. Fıskiyeyle havalandırma operasyonuna uzaktan baktım, gezetelerde "Haliç temizleniyor" haberlerini okudum yıllarca. Benim midemi bulandıran son Haliç seferi, artık 12 yıldır İstanbullu Daniel'i düpedüz öğürten "Altın Boynuz"u keşfettiği ilk yolculuktu, zaten o gün bugündür ikinci kez çıkmayı da reddetmişti!
***
Geçen pazar, "Bak Karaköy'de balık avlıyorlar, vallahi temizlenmiş, billahi arıtılmış!" diye yemin kasem razı ettim, atladık birlikte Karaköy'den Haliç vapuruna.
Haliç'i bezeyen yeni parkları, devam eden çevre çalışmalarını beğeniyle seyrettik, belediyenin "süpürge" teknelerini takdirle fark ettik. Ancak sonuncu köprüyü geçip Eyüp'e yaklaştıkça, suların rengi değişmeye başladı ve yayılan koku, bizi geçmişe götürdü. Eyüp iskelesine indiğimizde, manzara petrol zengini bir Arap ülkesiyle aynıydı: Pis ve modern. Ya da tersi. Yalnız kokusuyla değil, görüntüsüyle "mok" kaynayan, kanalizasyonların aktığı besbelli suların kıyısına, dünya para harcanarak güzel bir sahil yolu, hoş bir füniküler yapılmış. Ancak başta sahil yolu, her yer uçuşan yağlı kağıtlar, boş naylon torbalar ve milyonlarca çekirdek "çitleği" kaplıydı. İşin kötüsü, sahil yolunun üstündeki banklara oturup çekirdek mekirdek, sürekli bir şeyler yiyenleri, ne moklu denize bakmak ne de kubur kokusunu içlerine çekmek rahatsız ediyordu. Zaten çöplerini yere atmak ve çöplerin arasında oturmaktan da rahatsız değillerdi...
Daha da korkuncu: Resmen "kubur" kıvamı, rengi ve kokusu taşıyan sulara, oltasını sallamış balık avlayan insanlar gördük Eyüp'ün diplerinde...
***
Söyleyin dostlar, biz mi çok züppeyiz, yoksa bu insanlar mı pislik seviyor?
Üstelik, niçin koku ve pislikten rahatsız olmayanların ezici çoğunluğu Araplar gibi giyiniyor, başka bir deyişle "ehli Müslim" oldukları belli?
Oysa Kur'an, tüm kutsal kitaplar arasında temizlikten en çok söz eden, temizliğe en değer veren kitap. Hal böyleyken nasıl açıklanabilir özelinde Arap ve genelinde Müslüman ülkelerin, tüm dünyada en pis diyarlar olması? Nasıl anlaşılabilir Kur'an'a inanan, okuyan ve uygulayan, dolayısıyla temizlenmeye özen gösteren insanların, çevrelerini kirletmesi ve pislikten rahatsız olmaması?
Acaba Kur'an'da okuduklarını mı anlamıyorlar, yoksa Kur'an mı sanıldığı kadar okunmuyor?
VATAN'ın okurlara harika armağanı Da Vinci Şifresi, 55 milyon satışla dünyanın en çok satan 7. Kitabı. Tüm zamanların çok satar ilk on kitabı arasında, Kur'an yok... Oysa 1450'den beri yayınlanan İncil, 6 milyar baskıyla birinci sırada. Merak ettim ve aradım, Kur'anın küresel baskı, satış ve dağıtım sayısına ait hiçbir bilgiye ulaşamadım...
Dünyada 1,5 milyar Müslüman var. Okumak bir yana, acaba evinde Kur'an bulunduran nüfus ne kadar?
Yukarıdaki soruların yanıtı, belki de bu sayının bilinmeziyle çakışıyor...