Gayya kuyusu lübnan
Vatan · 9 Ağustos 2006
Michael Behe, Lübnanlı bir gazeteci. Beyrut’ta yaşıyor ve çalışıyor. Dürüst müdür, « satılmış » mıdır, bilemem. Ancak meslekte geçirdiğim yıllar, bana satılmış gazetecilerin, satılık fikirlerini, sanki satılık değilmiş gibi pazarladıklarını gösterdi. Oysa Michael Behe, çok açık, aşırı açık, adeta bir « satılmışın » cesaret edemeyeceği ölçüde, ayan beyan İsrail taraftarı.
Metula News Agency’de bu gazetecinin bir makalesine rastladım ve Lübnan’daki korkunç savaşa, Hizbullah ile İsrail arasındaki hesaplaşmaya değgin en azından şaşırtıcı bu analizi, sizler için özetliyorum. Üstelik Michael Behe’nin son derece taraflı yorumu, Sünni İslam ülkelerinin Lübnan’da olup bitene niçin sessiz kaldığını da açıklıyor sanırım :
« Lübnan’lı politikacı, gazeteci ve aydınlar, hayatlarının şokunu yaşıyor. Hizbullah’ın ülkemizde devlet içinde bağımsız bir devlet kurduğunu biliyorlardı. Bu devletin Lübnan’daki tüm bakanlık ve kurumlarına paralel dublörler oluşturduğunu da biliyorlardı. Bilmedikleri ve savaş sayesinde anladıklarında korkudan kaskatı kesilmelerine yol açan gerçek, dublajın orijinali yutmuşluğu oldu.
Ülkemizin Lübnan olmaktan çıkıp İran’ın bir uzantısı haline geldiğini ve sözde iktidarın, Tahran’lı askeri ve İslamcı iradeye siyasal bir paravan olarak kullanıldığını anladılar. Ansızın kefşettik ki Tahran, mülkümüze her menzil ve güçte 12 binden fazla misil depolamış. Meğer Suriye, gün be gün Lübnan’ın yeni bir karışını işgal ederken, İran da üstünde yaşadığımız toprakları karadan karaya Zilzal misilleriyle donatmış ve bu silahların kullanılması bölgede stratejik bir savaş ateşleyeceği gibi, Lübnan’ı da yerle bir edebilirmiş !
İran’ın Hizbullah aracılığıyla Lübnan’ın güneyinde bir « Maginot hattı» kurduğunu biliyorduk. Ama inşaatın devasa boyutlarını, yeni anladık. Ve bu boyut, bize en müthiş gerçeği, artık kendi kaderimizin efendisi olmadığımızı gösterdi. Lübnan’ın aczini, olayların gidişatını değiştirmeye yönelik hiç bir gücümüzün olmadığını ve topraklarımızın, İslamcı doktrinerlerin İsrail’e açtığı cihatta ileri üs olarak seçilip kullanıldığını kanıtladı.
Hükümetimiz, Suriyeli işgalciler çekildikten sonra bile mühimmat yüklü gemi ve kamyonların ülkemize boşaltılmasına seyirci kaldı. Beyrut İlkbaharını, Beyrut’un Kurtuluşu’yla karıştırıp, geleceğini ipotek altına yatırdılar. Oysa Suriye çekildiğinde, beklenmedik bir fırsat, ülkemize sahip çıkmak şansı doğmuştu. Ama bizler, Hafız El Esat’ın kuklası Emile Lahoud’u Şehitler Meydanında « asmak » için bile uzlaşamadık ve bu kukla, bazılarının hala « cumhuriyetimiz » dediği Lübnan’ın devlet başkanı ! Gerekçe aramaya gerek yok, biz neysek oyuz, yani beş para etmeyiz.
İsrail saldırısı öncesi, Lübnan zaten yoktu, ışık oyunundan ibaret bir hayaldi. Beyrut’ta, benim gibi sade vatandaşlar kendi kentlerinin kimi semtlerine giremiyorlardı, zaten polisimize, ordumuza, yargıçlarımıza da yasaklıydı Hizbullah ve Suriye’nin yerleştiği bu bölgeler.
Lübnanlıların ezici çoğunluğu gibi ben de Hizbullah’ın kemiği sıyrılmadan İsrail saldırılarının durmaması için dua ediyorum. İsrail ordusunun, bizim yapamadığımızı yapması, Lübnanlıların giremediği Güney Lübnan’nın her köşesine sızıp, oralara yerleşen haşaratı bizim yerimize temizlemesi için dua ediyorum.
Ve Lübnanlıların ezici çoğunluğu gibi, ben de buzluğa bir şampanya attım, İsrail’in zaferini kutlamayı bekliyorum ! »
Yukarıdaki satırların yazarı Michael Behe, ister satılmış olsun ister alınmış, Lübnan’nın nasıl bir gayya kuyusu olduğunu ortaya koyuyor. Ve bence, Türkiye’nin bu belaya uzaktan yakından bulaşmamaşı gerektiğini bir kez daha kanıtlıyor.
------------------------