Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Acılı karışık

Vatan · 10 Ağustos 2006

Dirlik düzenlik şampiyonu İsviçre, aynı zamanda dünyanın en sıkıcı ülkesidir. Kazara İsviçre televizyonuna denk geldiyseniz bilirsiniz, dünyada yer yerinden oynar, İsviçre’de bilmem ne kantonunda ineklere otlak açılsın mı açılmasın mı tartışması, haber olur. Ulusal gravyer peyniri Emmental tekerlerinin o yıl az ya da çok delikli oluşu, büyük haberdir. Yazın sıcakların 30 dereceye çıkması ise düpedüz facia! Sittin sene önce Alp dağlarında kışın donanlar hala haber olur, çünkü her yıl özenle anılır ve kemikleri olmasa bile mezar taşları televizyonlara çıkarılır.

Dirlik düzenlik yoksulu Türkiye’de ise öyle önemli sorunlarımız var, gündem onca yüklü, gelişmeler o kadar vahim ki, hiç olmazsa böyle sıkılmıyoruz diyeceğim, ama diyemiyorum. Çünkü gerek görsel, gerekse yazılı haberleri izlerken, sanki İsviçre’den söz ediliyor, en azından bir kısım yurdum için İsviçre’den yayın yapılıyor sanısına kapılıyorum !

Yıllar önce sanayici bir dostum, « Türkiye’yi bir ülke olarak düşünme, » demişti. « Türkiye’de pek çok ülke var. İsviçre var, İran var, Etyopya var, hepsinden var… »

Ne demek istediğini anlamıştım tabii, ama artık Türkiye’nin neresinin nereye denk düştüğünü daha net görüyorum.

Vitamin hapları yararlı mı yararsız mı, tartışması yapılan Türkiye, kuşkusuz İsviçre. Kumar villaları, tartışmasız Monaco. Önünde tarikat meczuplarının gezindiği genel kurmay, tamam, Türkiye’deki İran. Öfkeli fındık üreticilerinin döküldüğü meydanlar, büyük ihtimal Şili. Pınar Altuğ’un seksi çelişkilere verdiği platonik cevaplar, yirmi yıl rötarla Ciccolina’nın İtalya’sı. Kaya’yı çıldırtan Hülya kaçamağı, düpedüz Frankist İspanya. Ali Kırca’nın yatana kaldırıp şantaja eğmediği nahiyesine verilen tabloid destek, mutlaka İngiltere. Borçları yüzünden Boğaz köprüsünden atlayan işsizler, Broadway köprüsünde film çeviriyor. Tinerci çocuklar ve kapkaççılar, İstanbul’da Rio favelalarının rüzgarını estiriyor. Otururken ayağı omuzundan çıkıp, polis götürürken tıpış tıpış yürüyen dilenciler, Bombay ambiansı yaratıyorlar. Bursalı eşcinsellerin bel kuşağı, pardon valilikten izinli gökkuşağı yürüyüşü, Bursalı tekcinsellerin öz be öz Türk sopalarını görünce çözülmese, herhalde Bursa da Paris olup çıkardı !

Çokkültürlü değilse de, dejenere çoğulluk böyle olsa gerek. İyi de, bütün bunların arasında, Türkiye’ye özgü Türkiye’yi yansıtan, yalnız ve ancak Türkiye’ye ait haber acaba hangisi ?

Türkiye’nin en özgün olgusu, en ulusal acısı, en katı gerçeği, dolayısıyla en önemli haberi, uğruna her gün verilen canlar, dökülen kanlar olamaz mı? Acaba İsviçre’nin tek bir askeri (tabii ki kazayla) ölse, acaba kaç gün, hatta kaç hafta, kaç ay, yazılır, çizilir, tutulurdu yası ?

Bir buçuk ayda, bölücü teröre karşı vatan savunmasında, 50 gencini şehit verdi Türkiye. Ve veriyor, veriyor, kanıyor, kanıyor ülke.

PKK’nın Şırnak’taki evinde uyurken basıp öldürdüğü astsubay evladın acısına dayanamayan babanın haberini, «Telefonda verilmeli miydi, verilmemeli miydi ? » diye tartışan medyamıza soruyorum : Ya sizler, televizyonlarımız, gazetelerimiz, siz nasıl gördünüz, nasıl verdiniz o haberi ?

Ali Kırca’nın pornografik eseri, Suudi şeyhinin kıbleye göre yönlendirilen tuvaleti, Madonna’nın haçlı seferi (Sibel’in memeleri de olabilirdi de, Madonna denk geldi…), çim hokeyinde ıslak tişört skandalı vb. arasına sokuşturup göstermediniz mi, el ele düşen iki askerin gelincik tabutlarını, babanın tabutuna sarılıp oğluna selam gönderen ananın acısını ?

Medyanın hoyratlığı, telefonda mı « öldürücü » oluyor ?

-------------------------------------