Kim korkmasın
Vatan · 16 Ağustos 2006
Lübnan savaşı üzerine yazdığım üç yazı, çok sayıda VATAN okurunun coşkulu desteğini aldı. Zaten VATAN'da çalıştığım bir yılın sonunda en büyük mutluluğum, okurlarımızla, okurlarımla oluşan, adeta "eşyanın tabiatına uygun" ahenk.
Ben sizler için yazıyorum. Ama yazılarım, dönüyor dolaşıyor; bazılarına sanal ortamda gecikmeli ulaşıyor.
Yaratık, VATAN okuru değil. Cinsiyeti erkek eminim, ama adam da diyemiyorum. 13 Ağustos'ta gönderdiği e-postayla, herhalde konuyla ilgili ikinci yazım "Gayya kuyusu Lübnan"a dört gün sonra verdiği tepkiye bakın :
"İslam düşmanı Yahudi köpek! Seni tanıyıp biliyoruz, bilmeyenleri gazetedeki köşenden kafalamaya çalıştığını da iyi biliyoruz. Lanet gazetenin lanet yazarı! Defol git memleketin İsrail'e. Ulan gazeteyi satın alıp seni de işten atacağım ve de gazeteyi kapatacağım topunuz işsiz kalın böylece. KERTENKELELER!"
Bu veciz sözlerin altında adı yok. Pek cesur olduğu için rumuz kullanıyor. E-posta adresi: kay.eren@ntlworld.com
***
Yaratığın profilini çizmek zor değil: Yazım hatası yapmadığına bakılırsa, eğitim görmüş biri. İslam vurgusundan, hangi "köklü" formasyondan geçtiği de belli. Ama kin dolu zihniyetine dair asıl ipucu "tehdit"inde gizli: Yaratık, işsiz. Hem de uzun süreden beri işsiz...
Türkiye'nin 4.7 milyon işsiz gencinden biri o. Ve ne yazık ki, artık bir işi olsa da, bir iş bulabilse de yıkanmış beyni ve deforme kişiliğiyle, asla topluma yararlı olmayacak. Ama zarar potansiyeli yüksek...
Geçen hafta, "avukat" oğlu "yargıç" öldürmüş "milli eğitimci" babanın topluma savurduğu tehditleri dinledi ve okudu Türkiye. Yanında, sözde kaçtıkları kameraların önüne çıkacağız diye sürüp sürüştürmüş, tesettür modasının son şıkırtısıyla giyinmiş türbanlı kızları, "Ülkede İslam düşmanları var. Değerlerimizi benimsemeyenler yürekli olsun, korkak olmasın!" diye haykırdı.
Kimin yürekli olması, kimin korkmaması gerekiyor, sayın seyirciler, anlayamadım?
Bu ülkede kimseye Müslüman diye saldırılmadı. Kimse Müslüman diye, ağzından köpükler saçan fanatik dincilerden hiçbiri, hatta düpedüz İslamcı terörist bile öldürülmedi. Hiçbir tarikat binasına, Kur'an kursuna, imam hatip lisesine ya da benzeri "eğitim" yuvalarına bomba konulmadı.
Silahlanan, saldıran, öldüren, gazete önlerine bomba koyan onun oğlu ve onun "korkmayın" dediği, eğitimci mesleğinde kimbilir kaç binini yetiştirirken koşulladığı yaratıklar. Çoğu işsiz, "her şeyi yapabilecek" çaresizlikleri fanatik saplantıyla birleşince...
***
Onlar zaten korkmuyor. "Ümmi" eğitimciler hedef gösteriyor, gidip vuruyorlar.
Türkiye'nin onlarca değerli insanını vuran, bankalara, ibadet yerlerine suikast yapanlar ve papaz öldürenler "İslam düşmanı" mıydı?
Asıl hedef gösterilenlerin, tehditsiz ve silahsız, düşünüp konuşmaya çalışanların korkmaması, cesur olması gerekmiyor mu günümüz Türkiye'sinde!
Danıştay katilinin "akıl hastası" olup olmadığına bakılacakmış. Sorarım size aziz okurlar, böyle bir zihniyetin sağlam bir kafa yetiştirmesi, böyle bir ortamda psikolojik dengenin bozulmaması mümkün müdür?
Ne var ki Türkiye'de, fanatik katiller "akıl hastası" diye yargı cezasından kurtulup hastaneye kapatılacak olursa, daha kaç bin caniyi hastaneye sevketmek gerekecek, sorun burada.
Oğul hasta da, babanın durumu nedir sizce? Ya ananın? Ya o "milli eğitim müfettişi"nin denetlediği öğretmenlerin ve onların öğrencilerinin?
Öylesine benlik yoksulu, öylesine ışıksız beyinler ki bunlar, söylemleri bile apartma. "İslam düşmanlarına karşı," Hristiyanlığın tarihi çağrısıyla cesaret aşılamaya çalışıyorlar!
"Değerlerimizi benimseyenler yürekli olsun," sözü Papa İkinci Jean Paul'e ait olup, Polonya'yı komünist rejime karşı ayaklandıran, "Korkmayın!" başlıklı ünlü tiradının birinci tümcesidir.
Oysa Türkiye'de, asıl bizim cesarete ihtiyacımız var. Çünkü ülkeyi saran "akıl hastalığı"nın boyutları, gerçekten korkutucu.