Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Tahtada sanat,hedefte barış

Vatan · 18 Ağustos 2006

Erkekler sarışın, insanlar barış sever. Üstelik insanlık, barışı tıpkı erkeklerin sarışınları sevdiği gibi sever. Diyelim ki erkek, aradı taradı, sevecek sarışın bulamadı. Ne yapsın? Gider esmer sever. Sonuç ne olur? Aslında sarışın seven erkek, esmer şeydici... Pardon, sevici olur. Bu durum, erkek milletinin sarışın tercihine karşın, esmerle yetinmek zorunda kalışı, diye açıklanabilir. Kendisini “aldatarak” avuttuğu da ileri sürülebilir: Esmere bakar sarışın görür, esmer severken sarışın hayal eder vb...

İnsanlığın, barışa yaklaşımı da farklı değildir. Aslında barış sever, barış ister. Ancak bulamayınca, savaşla yetinir. Yetinse, yine iyi.

Siz hiç “savaşsever” ülke, toplum, ordu, hatta terör örgütü biliyor musunuz? Savaşmak amacıyla yapılan savaş duydunuz mu? Zaten hangi savaş, “barış için” ilan edilmez ki? Bütün savaşlar “barış” getirmek, “barış” sağlamak, “barış” korumak için başlatılır ve yapılır.

***

Barış, teoride sarışıncı, pratikte esmerci erkekler gibi, zaten geniş geneli erkeklerden oluşan ordular, milisler, mücahitler, teröristler ve bilumum “silahlı” tarafından savaşabilmek için icat ve hayal edilen bir “fantezi”dir. Bu kapsamda hatırlatmadan geçemeyeceğim, Azeri Türkçesinde “yarak” sözcüğünün “silah” anlamına gelişi, hiç de raslantı değildir!

Sarışından çok esmer nüfusun arttığı dünyamızda, nasıl sarışın bulunamayınca esmerle idare, hatta çoğu esmer sarışına boyanıp “sahte” tatminlerle oyalanıyorsa... Barış yokluğunda, savaşları da barış kılıfına sokup beceriyor, Azeri Türkçesiyle silahlı insanlık!

Ama dünyada, sarışını sarışın, esmeri esmer sevenler olduğu gibi, gerçeği gören, boyalı, kılıflı, sahtekâr savaşlara karşı, gerçekten barış isteyen ve uğrunda çabalayan insanlar da var. Hatta çoğunluktalar.

Ancak hem barışçı hem dövüşçü olunmaz. Barışçı silah da taşınmaz. Dolayısıyla çoğu kez manifestolarla, mitinglerle, yürüyerek, haykırarak havanda su dövüyorlar. Ama savaşçılar ölmekten ve öldürmekten yorulana dek, pek esamisi okunmuyor bu çabaların.

Neden? Çünkü barışın “olabilirliğini” kanıtlamak güç, düşmanları barışmaya yöneltmek, adeta imkânsız.

***

Daniel Barenboim, işte bu imkânsızı başaran, barışın ne ve nasıl olması gerektiğini somut bir örnek, hem de muhteşem bir örnekle kanıtlayan istisnai barışçı. Gazetelerde Barenboim’un dünyaca ünlü şefliğine ve adını Goethe’nin aynı ismi taşıyan eseri Divan’dan (Batı Doğu Divanı) alan senfoni orkestrasıyla Aya İrini’de verdiği konserin haberlerine rastlayacaksınız. İhtişamdı, muhteşemdi, hepsine katılırım, çünkü ben de o konserdeydim ve zaten bir Barenboim hayranıyım.

Konser yapılmayacak diye ödüm koptu, çünkü savaşçılara yönelik ne büyük bir tehlike oluşturduğunu, bu adam ve bu orkestra “düşmanların sanatla barışabileceklerini” kanıtladığı için biliyorum!

Türk Musevi Cemaati’nin konsere önce verdiği, sonra çektiği, sonra yeniden verdiği sponsorluk desteği de, Daniel Barenboim ve Filistinlisi, İsraillisi ve yedi düvellisiyle, sanatın birleştiriciliğini kanıtlayan Divan orkestrasının, başta İsrail, tüm savaş yanlılarına saldığı korkuyu kanıtladı zaten.

Türkiye’de özel tiyatrolara verilen destek, niye kesildi, niye tam da AKP hükümeti tarafından kesildi, sanıyorsunuz? Niçin bu iktidarın ait olduğu zihniyet, heykellere peştamal bağlayıp, resmi sansürlemek peşinde ve klasik batı müziği başta, “gavur” müziğine alerjik, düşündünüz mü hiç?

Çünkü büyük, gerçek, evrensel sanat, özgürlüktür. Zihin açar, ufuk genişletir, zekânın tozunu alır, beyni havalandırır ve... Yasaklar, alimallah, uçup gider kafalardan!