Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

İlgaya çeyrek var

Vatan · 5 Eylül 2006

Beyoğlu’nda yürüyorum.

Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 12 Aralık 2005’te « biteceğini » muştuladığı İstiklal Caddesinin döşemesi, o gün bugündür, yani 9 aydır üçüncü kez değişiyor ve bitmedi. Döşenirken kırılan granit plakaları, bizim vergilerimizle Çin’den ithal edenler kendileri değilmiş gibi, bu kez « İstiklal caddesi Türk granitleriyle döşeniyor, » diye flama asmış, ceplerini üçüncü kez dolduran, ama çukurları hala dolduramayan ihaleciler.Oysa…

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ve ihale şürekası…

İstiklal caddesinin dokuz aydır süren döşeme çalışmalarının ta en başında, her kaldırım taşının altına, 10 YTL sıkıştırıp koysalardı, hem daha ucuza gelir, hem de sağlam olurdu !

Kaldırım taşı yerine, beşer dolarlık kağıt banknotlarla kaplasalardı caddeyi, hiç olmazsa üç döşemeden birini sökmekte zorlanmazlar, halk üstlenirdi hafriyat çalışmalarını !

Beyoğlu’nda yürüyorum ve baş yazarımız Güngör Mengi’nin, Türk ordusuna 100 bin çelik yelek alınması için halka yaptığı çağrıyı düşünüyorum.

Acaba, İstiklal caddesinde bu yıl başından beri döşemesi bitmeden kırıldığı için sökülen kaldırım taşlarının parasıyla, kaç yüz bin çelik yelek alınırdı ?

Ya on beş milyonluk İstanbul’da, üç ayda çöken kaldırımları, üç ayda çökecek kaldırımlarla değiştirmek için dağıtılan ihale « ulufe »siyle… Kaç milyon çelik yelek giydirilirdi acaba, göğsünü vatan savunmasında iç düşmana siper eden evlatlarımıza ?

İstanbul’un taşı toprağı, artık « altın » değil, sayın seyirciler.

Türkiye’nin bir ucu İstanbul’daki her kaldırım taşının altında, bir çelik yeleğin maliyeti yatıyor.

Öteki ucunda ise, yüz bin çelik yelek alacak para bulunamadığı için, vurulup düşen yiğitlerimiz…

Beyoğlu’nda yürüyorum. Yeniden döşemesi devam eden caddenin üstündeki altyapı kanal kapaklarının hiç biri, biri bile kaldırım hizasında ve düz değil. Ya daha aşağıda, ya daha yukarıda, ya da çarpık. Ama İSKİ iş başında. İşçiler, haldır haldır kapak zımparalıyorlar. Neden ? Çünkü üstünde Allah, yazıyormuş.

Gazetelerde okudum, bu zımparalama işlemi sırasında bazı işçiler öfkeli vatandaşların itirazlarıyla zor anlar yaşamışlar.

Çözemedim : Allah yazısının silinmesi günahsa, üstünde yürünmesi günah değil mi, acaba ? Neyse ki dün kapaklarda Allah değil, « Mert Döküm » yazdığı anlaşıldı da, Müslüman kardeş kanı dökülmedi kanalizasyon rogarlarına.

Ne günlere kaldık, mı demek gerekiyor, yoksa « Ne günlere kaldık, Yarabbi ? » diye mi naralanmak, karar veremiyorum.

Çünkü herşey Allah’ın takdirine bağlıdır, diyorlar. « O’nun ilminin takdirinin dışında bir şey olmaz, olamaz, » diye yazıyor zaten, Beyoğlu Belediyesi’nin « Çocuklara Trafik Kuralları » el kitabında.

Aklım kanatlanıp uçuyor Beyoğlu’ndan, Fatih’teki Nakşibendi Şeyhliğine.

Acaba imam Bayram Ali Öztürk’ün İsmailağa Camii’ndeki katli mi Allah’ın ilmi takdiri dahilindeydi, yoksa imamı « Allah ! » diye naralanıp katleden Mustafa Erdal’ın cemaat tarafından linci mi ?

Yoksa her iki cinayet de « takdiri ilahi » olduğundan mı, polis kayıtlarına ecinniler karıştı ve linç yazılmadı ?

Sahi, bileniniz var mı, 13 Aralık 1925’te konulan « Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ve birtakım ünvanların men ve ilgasına dair » 677 numaralı kanun ne zaman kaldırıldı yürürlükten ?

Ben aradım ve bulamadım.

Kanun orada öylece duruyor, tekkeler ve zaviyeler de burada, böylece.

Beyoğlu’nda yürüyorum. Beynimde Mustafa Kemal’in sesi : « Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meçzuplar memleketi olamaz !»

Oldu, Paşam.

Tarikat meçzupları 677 numaralı kanunu linç, mensupları laikliği recm ettiler. Artık Cumhuriyeti ilgaya hazırlar.

-----------------------