Şeytana parmak ısırtmak
Vatan · 7 Eylül 2006
Ankara’da geçen yıl işlenen bir cinayet yeni aydınlatıldı : Murat Ç. evli olduğunu öğrenince kendisini terk eden eski sevgilisi, 22 yaşındaki Serap Önoğul’u, karısı Muradiye Ç.’yle birlik olup kafasına levye ile vurarak öldürmüş. Cani kocası maktulün ölüsüne tecavüze kalkışınca, karısı «Yapma günaha gireriz, » diye uyarmış. Ama nekrofil katil, « Canı böyle daha kolay çıkar, » diyerek, hiç olmazsa eliyle tecavüz etmiş cesede.
İnsan ister istemez, bu tür yaratıkların « günah »tan ne anladığına şaşırıyor, sayın seyirciler. Katil işbirlikçisi kadın için, öldürmek günah değil, cesede tecavüz günah. Katil içinse, ne öldürmek günah, ne tecavüz, hatta kolay can çıkarmak sevabı için, cesedin ırzına geçmek bile farz ! Şeytanın aklına böylesi gelse, günaha değil sevaba kışkırtırdı, herhalde.
İlk baskısı 1989 yılında yapılan « Gülün Öteki Adı » kitabımın, bilge dostum Jacques Jeulin’le hazırladığımız genişletilmiş baskısında (Epsilon Yayınları,2004) şöyle yazmışız :
« Manikeizm, İyi ile Kötü’nün eşit karşıtlığı kuramına dayalı bir öğretidir. Manikeizme göre şeytan, tanrının karşıt eşidir. İnsan bu kötü tanrı tarafından yaratılmıştır ve iyiliğe erişip kendini aşabilmesi, ancak bilim yoluyla olanaklıdır… »
Atatürk’ün hiç bir sözü gibi, « En hakiki mürşit ilimdir, » sözü de boşuna değildir, sevgili okurlar.
Çünkü insan, içindeki kötülüğü ancak bilgiyle yener. Başka bir deyişle « ahlak », doğru bilginin bir ürünü, bilimin ta kendisidir.
Manikeizmden niçin söz ettiğime gelince…
İsmailağa caminin din alimi, üniversite mezunu rahmetli imamı Ali Bayram Öztürk’ün bilgisi dahilinde miydi, bilemem : Ama Türklerin İslamiyeti (hayli geç) kabul etmeden önceki inançları, öncelikle Şamanist, daha sonra Budist, Hristiyan,Nasturi ve Manikeistti. İmam Öztürk’ün engin ilminden feyz almaya gelen Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan’ların haberi var mıdır, bilemem : Ama Manikeizm, 763 yılında bu dini kabul eden Bükü Han’ın kağanlığı sırasında Uygur Türkleri’nin resmi diniydi.
İmam Öztürk’ü « Tekbir ! » deyip hacamat eden katil ve katili, tekbirler getire getire caminin içinde linç eden muhterem cemaatin, alıp verdikleri « ilmi » tebliğler arasında tarih yazar mı, ama…
1889 yılında, Karakurum dolaylarında bulunan sekizinci yüzyıldan kalma Orhun Yazıtları, Türk dilinin en eski anıtıdır. ‘Runiform’ denilen Türk harfleriyle Gültekin ve Bilge Kağan anısına mezar yazıtlarından oluşan bu anıt, Türklerin o dönemdeki dini yaşamlarına ve örneğin et yeme yasağı gibi, Manikeist yaşam kurallarına ait önemli bilgiler içermektedir.
Günümüzde Türkler, tabii ki et yiyor ve Mani’nin kuramından ziyade « mangal » kurumuna rağbet ediyorlar.
Hiç olmazsa Fatih’in mübarek Çarşamba mevkii kahvelerinde tebliğ alıp tebliğ veren ulemanın ve onların ilmiyle münevver cemaat bilir mi, bilemem ama : İsmail Ağa camine iki adım ötedeki Kanlı Kilise, Moğal Azize Marya’nın kilisesidir !
1258 yılında, Bizans İmparatoru 7. Palaiologos, evlilik dışı kızı Marya’yı Moğol Kralı, Şamanist Hülagü Han’a gelin göndermiş, ancak han damat adayı gelin alayı menzile varamadan ölünce, Marya Hülagü’nün oğlu, sonradan Hristiyan olan Abaga Han ile evlenmişti.
Abaga Han’ın ölümünden sonra Bizans’a geri dönen Marya, o küçük kiliseyi tamir ettirip kendi adını verdi. Ancak 1453’te korkunç bir kan banyosuna sahne olan kilise, Türkler arasında Kanlı Kilise diye anılır ve İstanbul’un Bizans döneminden beri ibadete hiç ara vermeden açık kalmış tek kilisesidir.
Jacques Jeulin ve ben, bunları biliyorduk ve « Gülün Öteki Adı » kitabımıza yazdık. Ya İsmail Ağa caminin kanlı tarihini kim yazacak, dersiniz ? Şeyhler mi, yoksa müritler mi ?
Yazmak için okumak gerek. Gerçek tarih okunsaydı, camide cinayet işlenir miydi ?
---------------------