Doğru yerde doğru zamanda : Mr.Sipa
Vatan · 12 Eylül 2006
“Bütün insanlar eşittir ama bazıları daha eşittir” derler. Oysa dünyamız, kendi ekseninde her dönüşünde insanların eşit olmadığını gösterir bizlere. İnsanların bazıları, daha insandır. Ötekiler ise evrim teorisinin canlı kanıtları.
Daha insanlar, yıldızlara benzer. Sönen yıldızın ışığı evrenin sonsuzluğunda nasıl yıllarca parlar ve hatta kayıp giderken bıraktığı izin hatırası, mavi gezegenimize nasıl milyonlarca yıl sonra ulaşırsa... Daha insanlar da kaybolduktan sonra bile insanlığa ışıklı izler bırakanlardır.
Gökşin Sipahioğlu, mesleğinde işte böyle bir “daha insan”dır. Türkiye’de bıraktığı parlak izden öte, dünya basın fotoğrafçılığı için yaşayan bir efsane, bu mesleğe gönül verenlerin yolunu aydınlatan “gazetecilik” yıldızıdır.
Mr. Sipa, 12 Eylül 1968’te patlattığı flaş haberin öyküsünü anlatıyor:
“Rus ordusunun Çekoslovakya’yı işgalinden birkaç gün önce, Bratislava zirvesini izliyordum. Prag üzerinden Paris’e dönerken, Prag Psikoposu’nun yeğeni olan kız arkadaşım, ‘Gitme, kal!’ dedi. ‘Ruslar geliyor...’ Tereddüt ettim ama kalmadım. Paris’e döndükten 36 saat sonra, Ruslar Çekoslovakya’ya girmişti. Arabaya atlayıp, Prag’a doğru yola çıktım yeniden. Bir Mustang’im vardı, yıldırım gibi gidiyor, kilometreleri yutuyordum adeta. Gece, Prag’a yaklaşırken önüme çıkan araç ışığını bisiklet sandım, meğer tank farlarıymış! Direksiyonu kırayım derken, arabayla birlikte bir hendeğe yuvarlandım. 50 Rus askeri, benim Mustang’i zar zor çıkardılar hendekten. Motor çalışmıyordu, cep feneri ışığında tamir ettiler ve, ‘Hiç durma, yoksa bir daha çalışmaz’ diye tembihlediler. Prag’a kadar gaz pedalının üstünden çekmedim ayağımı. Yolda kendi kendime güleyim mi, ağlayayım mı, bilemiyordum. İşgalci Rus ordusu tarafından kurtarılmış, oysa fotoğraflarını çekememiştim!
Prag’da yabancı bir gazeteci dostum, ‘Gökşin, galiba Rus askerleri arasında Türkler de var, kulağıma Türkçe kelimeler çalındı’ dedi. Ve Çekoslovakya’yı işgal eden Rus ordusundaki Türki askerlerle yaptığım röportaj böyle doğdu.”
27 Ocak 1970’te ise Çekoslovakya’dan uzaklaştırılmak için Ankara’ya büyükelçi atanan Dubçek’le ilk röportajı yine Mr. Sipa yapar. Hem de nasıl:
“Dubçek’in Prag’dan İstanbul’a hangi uçakla gideceğini biliyor ancak uçağa gazeteci alınmayacağını tahmin ediyordum. Paris’ten İstanbul’a aktarmalı bilet kestirdim, saatlerini Dubçek’in uçağına göre ayarladım. Paris çıkışlı ‘iş adamı’ biletimle, uçağa almamazlık edemezlerdi. Prag havaalanında, Dubçek görünene kadar makinemi çıkarmadım. Önüme gelince, amatör bir hatıra fotoğrafı çekiyor gibi yaptım. Dubçek uçağa bindirilirken hostesler ağlıyordu. Zaten birkaç gün sonra ağlayan hosteslerin işine son verildiğini öğrenecektim. Boş uçakta, Dubçek ve eşi, ‘first class’ın sol ilk sırasına oturdular. Ben de sağ yandaki ikinci sıraya. Dubçek’e eşlik eden on kişilik kuşkusuz istihbaratçı Çek grubu, turistik mevkideydi. Bir saat bekleyip yerimden kalktım ve Dubçek’in yanına gidip, ‘Sizinle konuşabilir miyim?’ dedim. Dubçek, hiç bir yabancı dil bilmiyordu. Eşi tercümanlık yaptı.
İstanbul’a vardığımızda, bütün gazeteciler Dubçek’i uçağın merdivenlerinde bekliyordu. Benim uçaktan indigimi görünce şok geçirdiler...”
Doğru yerde ve doğru zamanda, işte böyle olunur, sevgili genç gazeteciler! Ve Gökşin Sipahioğlu, bir kere değil, onlarca kez ve dünyada tam yerinde, tam zamanında “ilk” gazeteci olmuştur.
İstanbul Modern Müzesi, Türkiye’de güdümlü gazetecilikte başarıya alışık olanların kıskançlıkla karalamaya çalıştığı yıldız, “daha insan” Mr. Sipa’yı kapsamlı bir sergiyle ağırlıyor. Serginin adı “Doğru Yerde Doğru Zamanda”, Gökşin Sipahioğlu’nun olduğu kadar, maşalığa gereksinmeyen, gerçek ve idealist gazeteciliğin de tanımı.
Mutlaka görün, bu sergiyle İstanbul Modern, dünya çapında bir Türk efsanesine sahip çıkıyor.