Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Hukuk devleti nasıl linç edildi?

Vatan · 15 Eylül 2006

Daha önce de anımsattım: Türkiye’de tarikatlar, 1925 yılından beri yürürlükte olan 677 sayılı kanunla yasaklıdır. Oysa hepimizin bildiği gibi Türkiye, tarikatların gizli saklı bile değil açık açık örgütlendiği, tarikat mensuplarının (acaba meczupları mı demeliyim?) etkinlik alanlarını genişletip, siyasete ağırlığını koyduğu, başka bir deyişle devletin içine girdiği bir ülke artık.

Bu ne demektir?

Türkiye’de tarikatçılar, 677 sayılı yasaya karşı suç işliyor, suçu soruşturmayan ve suçluları kovuşturmayan devlet de kendi kanununu çiğniyor demektir. Hele teşkili suç tarikatlara “hükümet makamları” sahip çıkıyorsa, o devlet kendi yasasını ihlal etmekle kalmıyor, üstüne çıkıp tepiniyordur!

Başbakan Tayyip Erdoğan, İsmailağa tarikat camiinde işlenen biri bireysel, öteki toplu cinayete (çünkü linç, toplu cinayettir) ilişkin basında yer alan haberleri, “iftira, gayrımeşru yayın” diye nitelemiştir.

Yetinmemiş, İsmailağa tarikatının varlığını “halkımızın kutsal değerleri ve kutsal bakışı” diye tanımlayarak, gayrımeşruiyeti kanunla sabit bir örgütlenmeye sahip çıkmış, 677 sayılı yasayı çiğnemiştir.

Öte yandan...

Türkiye Cumhuriyeti’nde “dini kıyafetlerin dini törenler dışında giyilemeyeceğine” dair 1934 tarih ve 2596 sayılı yasanın yürürlükte olmasına karşın cüppeli, sarıklı, takkeli adamların cirit attığı... Kadınların, bu zevat “tahrik olmasın” diye tesettüre büründüğü ülkemizde kılık kıyafete değin yasa maddelerini açıkça ihlal edenleri bırakın “suç işlemekle itham” , kadın tesettürünü ve molla kılığını eleştirmek bile “halkı tahrik” sayılmaktadır artık.

Medeni Kanun, 1926 yılından öteye evlilikte “tek eşliliği” öngörmüşken, Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini temsille yükümlü TBMM çok eşli milletvekili kaynamakta, dolayısıyla yasa, bizzat koyucuları tarafından çiğnenmektedir.

Medeni Kanun’un “tek eşlilik” kuralına karşın, T.C. Emekli Sandığı yasasının yenilenmemesi sonucu, ölen memurların birden fazla eşine maaş bağlanması da başlıbaşına bir hukuk parodisidir!

Halen Türkiye’de, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, imam hatip yurtlarına yerleştirdiği orta öğretim öğrencilerinden, bakanlık mevkilerine yerleştirdiği imam hatip kadrolarına ve 100 temel eser rezaletiyle taçlanan “İslâmi tedrisat” çabalarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın bizzat varoluş nedeni Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu ihlal yoluyla “yok” etmektedir.

Ve bütün bu yasa ihlalleri, T.C. Anayasası’nın 24. maddesinde “değiştirilemez” hükmüyle yer alan “laiklik” ilkesinin fiilen ortadan kaldırılmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, 1935 yılında yürürlüğe giren 2800 sayılı yasayla, ülkedeki camilerin işlev ve denetimi, imam kadrolarının oluşturulması ve atanmasıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nı görevlendirmişken... Ve memleket sathı güya bu amaçla ibadullah imam hatip “mektepleriyle” donanmışken...

İHL mezunlarını camilerden gayrı her tür devlet memurluğuna atayıp, camilere atayacak imam bulamamaktan yakınan, yasa dışı cami yapımlarını denetim altına alamayan ve durduramayan... İhtiyaç fazlası ve her biri kutsallığa hakaret sayılacak çirkinlikte, birbirinden ucube bu camilerin gayrımeşru tarikat imamlarının eline geçmesini engellemeyen bir Diyanet İşleri Başkanlığı fiilen “kadük” bir kurum olup...

Yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen hâlâ bütçeden aldığı ve pek çok bakanlıktan daha yüksek pay, artık meşru değildir.

Örnekleri, hükümet tarafından uygulanmayan mahkeme kararlarına da uzatacak olursak, sonuç açıktır: Türkiye’de hukuk devleti linç edilmiş ve rejimin meşruiyeti “de facto” yıkılmaktadır.

Tarikatçıların başı zaten sağ. Asıl bizim başımız sağ olsun. Ama olamaz çünkü laik cumhuriyetle birlikte gömülüyoruz.