Linci kim başlattı?
Vatan · 16 Eylül 2006
11 Eylül’de Türk medyaları da tüm dünya gibi terörün 2001’de yıktığı New York’taki ikiz kulelerin 3025 kurbanını andı. Bazı dünya medyaları insaflı davrandı, 11 Eylül 1973’te, Şili’yi kalbinden vuran darbeyi de hatırlattı.
ABD’nin Şili’de General Pinochet eliyle yaptığı darbenin bilançosu 10 bin ceset, 3197 kayıp, 150 bin kişinin işkenceye tabi tutulduktan sonra hapsi ve 1 milyon kişinin göçüyle sonuçlanan kurşun yıllarıydı.
Ne var ki Türk medyası, ne Şili’nin 11 Eylül’ünü andı, ne de zaten birkaç yazar dışında, Türkiye’nin “ertesi günü” 12 Eylül’ü. Bir tek televizyon Kanal Türk, kapsamlı ve tüyler ürpertici bir tarihçe yayınladı 12 Eylül 1980 hakkında. Oysa...
Eğer bugün Türkiye bölünmek tehlikesi karşısındaysa, solcu Kürtleri inanılmaz bir gaddarlıkla ezip isyana sürükleyen ve PKK’yı ve Kürtçülük akımını yaratan 12 Eylül mezalimidir.
Eğer bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri irtica tarafından yıkılıyorsa, o irticayı hortlatmak, Amerikalılar’ın güdümündeki 12 Eylül cuntasının marifetidir.
Eğer bugün Türkiye imam hatip kaynıyor ve Diyanet İşleri’ne alınan imamlar, yatay geçişle başta Milli Eğitim, tüm bakanlık kadrolarına dolduruluyorsa, fikir babası “netekim” Amerikancı ve “yeşil kuşak”çıdır.
Eğer bugün Türkiye’de İslâmiyet siyasallaştı, tarikatlar partileştiyse ve karşı politika yapmak isteyen gençler 30 yıl önceki sloganları atıyorsa hâlâ, toplumsal belleğin edinimleri 12 Eylül 1980’de silindiği ve düşünce tarihi “vurularak” durdurulduğu içindir.
12 Eylül 1980 darbesini izleyen iki yıl içinde 650 bin kişi gözaltına alınmış, 210 bin davada 230 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmıştır.
Her mahalle karakolunda işkence hücresi kurulmuş, genç yaşlı binlerce kişi işkenceden geçirilmiş, yüzlercesi sakat kalmış, öldürülmüş ve 9 bin 962 sorumluya işkence soruşturma ve davası açılmak “zorunda” kalınmıştır.
21 bin 764 kişi örgüt üyeliğinden hüküm giymiş, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmıştır.
50 kişi asılarak idam edilmiş, 17 yaşındaki bir mahkumu asabilmek için yaşı büyütülmüş, cunta başı Kenan Evren, “Asmayalım da besleyelim mi?” demiştir.
1 milyon 683 bin kişi “fişlenmiş”, 15 bin 509 öğretim görevlisi üniversitelerden atılmış, 18 bin memur, 2000 yargıç ve savcı, 4000 polis, 2000 subay ve 5000 öğretmenin işine son verilmiştir.
23 bin dernek, tüm sendikalar ve partiler kapatılmış, YHK eliyle sendikacılık çökertilmiş, işçi liderleri tasfiye edilmiş, grev hakkı yasaklanmıştır.
Basına sansür konulmuş, 113 bin 607 kitap yakılmış, 39 ton kitap ve dergi kağıt fabrikalarında hamur yapılmıştır.
937 sinema filmi yasaklanmış, 2792 yazar, çevirmen ve gazeteci toplam 3315 yıl ve 3 ay hapis cezasına çarptırılmışlardır.
12 Eylül cuntası, 1961 Anayasası’nı lağvetmiş, okullarda din dersini zorunlu kılarak laik eğitimi budamış, toplumsal düşünceden kopardığı özgür ve laik bilincin yerine bugünkü İslâmcı zihniyeti yerleştirmiştir.
12 Eylül cuntası, 1982 Anayasası’yla bütün yaptıklarından ötürü yargılanmamayı da hükme bağlamıştır.
Başta Kenan Evren, bu cuntanın bugün de taraftarları var. “Terör vardı, millet birbirini vuruyordu, 5000 kişi öldürüldü, durdurmak gerekti” diyorlar. Doğrudur. Ama 12 Eylül öncesi, 12 Eylül sonrası yapılan ölçüsüz mezalim ve yarattığı ne sosyal, ne de entelektüel travmayı haklı gösteremez.
Türkiye’de hukuk devletinin linci, 12 Eylül 1980’de başlamıştır.
Kenan Evren ve cuntacılar, yargılanmalıdır. Türkiye bu tarihiyle hesaplaşmadan, ne irticayla başa çıkabilir, ne de ayrılıkçılıkla.