Okurların sözü
Vatan · 23 Eylül 2006
İstanbul semalarını kaplayan zehir bulutları içinde, evleri ve arabaları…Satılık birer kadın (ya da erkek) gibi güzel kokutan…Ama kanser yapan… Oysa « çiçek » kokusu diye sunulan kimyasal karışımlara karşı… Arabaların egzos dumanlarını soluyarak…Ciğerlerimizi yaşadığımız yere kurban sunarak ve yüreğimizi inandığımız davaya koyup… Şaşılası bir dirençle hayatta kalan…Ve Cihangir’deki cılız ağaçların dallarına tünemiş…Salt –ve ne kadar gülünçtür ki- insan dışkılarının kirlettiği deniz uzak değildir, diye…Aşka gelip geceyarısı…Şakıyan, hem de nasıl, bedensel hacminin üstünde şakıyan bülbüller kadar dayanıklıyızdır, biz.
Bizim türümüz başkadır.
Az yaşarız çok yaşarız, kalpten ölür, bazen vurulur…Ama nedense, yılmayız!
Nedeni bellidir, aslında. Yılgınlık bozgundur, çünkü kuşkudur, güvensizliktir. Biz kendimize güveniriz.. Asla kuşkuya düşmez, ışığa dövüşürüz. Dürüstçe dövüşür ve sahte yasaklar kadar gerçek korkulardan bağımsız vicdana, laik özgürlüğe inanırız. İnanırız haklılığımıza, kendimiz başta, kimseyi satmayız ve gideriz yolumuza.
Kindar bile değilizdir. Soğukkanlı dövüşürüz, en nefret ettiğimizle bile. Misyon adamıyızdır. İnanırız yaptığımız özele, çok küçük olsa da dahlimiz genele.
İnanırız, çok geç olsa da başkaları için, bir gün mutlaka, kazanacağımıza.
Ya da şimdi kazandıklarını sanan zavallı salakların, ne yazık ki hep birlikte, dolayısıyla « bizimle » birlikte çökerken, « sorumlu » olduklarını çakacaklarına, çok geç olsa da…
Hemcinsini yiyen peygamber devesinin…O hakkaniyetsiz ve ürkünç garabetin, bizlerden çok daha büyük, çok daha güçlü olduğunu…Ama anüsünden bozulmaz bir düzenle girersek…Roma lejyonları kadar sarsılmaz bir devamlılıkla … İçindeki organları küçüçük parçalar halinde koparıp boşaltarak ağzından çıkılabileceğimizi bilen, karıncalar ordusuyuz biz.
Biri düşünce, yerine eşi gelen karıncalar ordusu.
İşte o karıncalardan biri, ışığın ve insanlığın inançlı temsilcisi sizlerden destek istiyor :
« Sekiz yıl Diyarbakır’da görev yapmış bir öğretmenim. O yıllarda sizinle diyalog kurmuş, hal hatır sormuştuk, sevgili Mine hanım. Ben Arif Batuhan, köy öğretmeniydim, hatırlatmak adına söylüyorum bunları.
Bismil’de bir köyde öğretmenlik yapmış, o yılları size yazmış, paylaşmıştım. Halen Gaziantep’in merkezinde, köyden farklı olmayan bir semtte öğretmenlik yapıyorum yine. Bugün 2006/2007 Eğitim-Öğretim için hazırlık toplantısı yaptık okulda. Ve bir öğretmen arkadaşımla gönüllü olduk, elimizden bir şeyler gelir de yapabiliriz diye. Okulumuzun kitaplığı yok, sevgili Mine hanım. Yıllar sonra size mail atmamın nedeni bu. Biz iki gönüllü öğretmen, kitaplık kurmak için çalbalayacağız bu dönem, bu çocuklar için, bu kez. Diyarbakır Bismil’in Arıkgöl köyünde çocuklarıma öğretmek istediğim şey, dünyanın ve hayatın sadece bu köyden ibaret olmadığı idi. Burada bu çocuklara da okuldan önce ve sonra, çalıştıkları zamanın dışında, yani okuldayken hayal dünyalarını genişletmek, haydi en iyi ihtimalle dünyaların genişletmek için bir vaha hazırlamak.
Yapabileceğiniz bir şey varsa ve yol gösterirseniz, sevinirim. Sevgi ve saygılarımla.
Arif B.Çopuroğlu
Sadettin Batmazoğlu İ.Ö. Şehitkamil
Gaziantep »
Ona kitap gönderin, sevgili okurlarım. Öğretmen Çopuroğlu’nun e-posta adresi : absb666@hotmail.com.
Çok çok kitabınız var ve yardımseverseniz, Erdal Çoskun’un Ulusal Köy Kütüphaneleri Projesine de uzanın : www.ulusalkoykutuphaneleri.com.
Unutmayın ve sahip çıkın yeteneğinize : Biz, peygamber develerinin içini boşaltacak güce sahip karıncalarız. Ve birimiz düşerse, bir başkası gelmelidir yerimize.
------------------------------------------