Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2006

Şili’de bir Atatürk

Vatan · 26 Eylül 2006

Vicente Huidobra, ülkesinin düzenini değiştirmeyi hiç de gereksinmeyen bir aristokrat olarak dünyaya gelmişti Şili’de. Ama idealleri vardı, çağının en parlak ozanlarından sayılıyordu. 1920’li yıllarda Paris’ten yazdığı ‘yeni şiir’ biçemiyle, ileride Şili’ye Nobel kazandıracak Pablo Neruda gibi memleketlisi aydınların gönlünde taht kurmuştu. Neruda henüz 20 yaşındaydı ve Ariel dergisinde ilah ilan ettiği Vicente Huidobra’ya övgüler yağdırıyordu.

1923 yılından öteye, Paris’te bir Türk rüzgârı esmeye başladı. ‘Jön Türkler’ müthiş bir ilgi odağıydı. Ünlü Closerles des Lilas kahvesi, genç Türk ozanlarının, öğrencilerinin toplandığı, vatandan esen taze devrim rüzgârlarının şarkılarını söylediği yerdi. Vicente Huidobra, onların arasına girdi, benimsendi ve en çok Ahmed Arif’le dost oldu. Nâzım Hikmet’in şiirlerinin okunduğu bu sohbetler, Vicente’nin yüreğinde derin izler bırakıyordu. Yavaş yavaş kafasında bir düş yeşermeye başladı. Tüm farklılıklara rağmen, vatanı Şili’nin Yeni Türkiye’den öğreneceği pek çok şey vardı. Mustafa Kemal, çok uluslu bir imparatorluğun küllerinden yepyeni, çağdaş bir cumhuriyet yaratmıştı. Vicente Huidobra da aynı devrimi yapmak isterdi Şili’de. Vicente, Atatürk’ün Yeni Türkiye’yi Arap kültüründen temizleme çalışmalarını, Şili’deki İspanyol sömürge kültürünü ortadan kaldırmak için örnek alacaktı. Vicente, Şili’ye Jön Türkler gerektiğini düşünüyordu. Mustafa Kemal, halkını eğitmeye başlamıştı. Vicente de geri kalmış ülkesine çağdaş kültürün kapılarını açacaktı.

Şili’ye dönüp, Türkiye’de olanları vatanına uygulamaya karar verdi genç ozan. Ama önce İstanbul’daki bir toplantıya katıldı. Bu yolculukta kendisine Alvaro Yanez ve maceracı bir gazeteci, Carlos Davila eşlik ediyordu. Daha ileri yıllarda, gazeteci Davila, Vicente’nin yapamayacağını yapacak ve darbeyle iktidara gelerek ‘100 kara gün’ diye adlandırılan dönemde diktatörlüğünü ilan edecekti.

***

Üç kafadar devrimci, İstanbul’da ne yaptı, kimlerle görüştü bilmiyoruz. Ancak Vicente Huidobra, Türkiye’den büyük bir heyecanla döndü Şili’ye. Darbelerle çalkalanan Şili’de etkili ve yetkili kim varsa, özellikle de ordu komutanlarına Jön Türkleri, Mustafa Kemal’i anlatıyordu. Genç ozanın sözleri baldan tatlıydı. Üniformalılar, bir masal dinlermiş gibi Paris’ten gelen ve Türkiye’yi anlatan bu idealisti eğlenerek seyrediyordu. Baylar bayanlar, işte size Paris’ten ithal son darbe biçimi! Türk modeli.

Vicente, kendi ‘aristokrat’ servetiyle bastırdığı ACCION (eylem) dergisinde, “Şilili gençlik, Mustafa Kemal’in vatanı kurtaran gençliği gibi yeni bir Şili yaratmak kararındadır! Ne pahasına olursa olsun...” diye yazıyordu. Ancak başında kavak yelleri esen bu gençlerin adlarını kara listeye yazan bir adam daha vardı: Zamanını iktidardan düşüp kalkmakla geçiren diktatör Alessandri.

10 Ağustos 1926’da, ACCION dergisinin manşeti, Yazı İşleri Müdürü Angel Cruchaga’nın imzasını taşıyordu ve:

“Vicente Huidobra... Vatanını sevdiği için susturuldu. Ancak gerçekler ölmez” yazıyordu. Genç ozan, bir gün önce evinden kaçırılmış ve cesedi bulunmuştu.

Kendisini Şili’nin Atatürk’ü ilan eden, Türkiye hayranı, çapsız, ancak yüreği soylu bir ozan, işte böyle yitirdi genç soluğunu.

Herkes Atatürk olamaz elbet. Bazı ülkelerde, yaşarken güçlerinin yetmediği Atatürk’leri, öldükten sonra bitirmeyi denerler. Başarabilirler mi?

Ne yazık ki, evet.